logo ms
Ana Sayfa Gündem 20 Ekim 2020 177 Görüntüleme

GÖKBELEN’DEN GAVLAK DAĞINA BİR YOL GİDER

Gökbelen Bağ arasına bir yürüyüş yapmıştık. Mazhar Tol Sekisi, derken Deve inine ulaşan patika yoldan yürürken aşağıda Gökbelen deresi ve karşıda Göksu vadisinin bitiminde karşımıza bir dağ çıktı. Yanlarında görünen Toroslar dağ silsilesi yanında ben varım diyordu. Tostoparlak şeklinde göğe doğru tırmanıyordu. Çektiğimiz fotoğraflarda hep ortaya çıktı.
Google haritaya baktım, Gündüzler Köyü yakınlarında görünüyordu. Dostumuz Ali Sarıbaş’ı aradım. O civarda yaylası olduğunu biliyordum.
“Sizin yayla civarında bir dağ görüyorum, adını biliyor musunuz?”
“GAVLAK DAĞI” dedi.
Göksu vadisine her baktığımda Gavlak Dağı, onun yanında Erenler (Karacaoğlan), Karakız Tepeleri görünüyordu. Ilgın ılgın Çömelek Güme Dağları ve Sason kanyonu.
Mut Dere, Sarıkavak, Narlı, Karacaoğlan ve Silifke Çatak köyü; oraları adım adım gezmiştim. Köylerimiz Silifke kitap çalışması ile Silifke’nin 66 köyünü mezraları ile gezdim. Gündüzler köyünü gezerken, orada bulunan rehberler bize Gavlak Dağını ve yanında yer alan Haçka Yaylasını / Haçka Alanını söylemediler.
Gökbelen’de bahçe duvarımızı yapan Ahmet Ahrazoğlu Usta ile sohbet ederken, onun Karahacılı köyünden olduğunu, yazları Haçka Yaylasına gittiklerini, orada yurtları olduğunu söyledi. Bir gün dedi ki; “Kardeşim Yaşar beni yardıma çağırıyor. Haçka’ya birkaç günlüğüne gidip geleceğim, sizi de götürüyüm; ama orada birkaç gün konuğum olacaksınız.”
Biz de eşim ile gitmeye karar verdik. 12 Ekim 2020 pazartesi günü akşam 17’de Gökbelen’den yola çıktık. Silifke – Mut yolu kapalı olunca, alternatif yol aradık. Gökbelen Deresinden, İmambekirli’ye gitmek üzere yola çıktık.
Değirmenler, dere derken, yol ikiye ayrıldı. Senir yolu yukarda kalıyordu. Biz sağa saptık. Aşağı indikçe dere boyunca ağaçlar çoğaldı. Çınar, meşe ağaçları, şırıl, şırıl akan sular… Aşağıda bir cennet yatıyordu. Biz aşağı indikçe yamaçlar büyüyordu. Yamaçların üstünde gökyüzü uzuyordu.
İmambekirli yol sapağını göremeden yola devam ettik. Derenin solundan gitmemiz gerekirken, biz sağ taraftaki kısma geçtik. Dar yollar, orman işletmesi yollarının bakımını yapmış. Yollarda bir tek canlı yok.
“Sanırım kaybolduk” dedik. Telefon çekmiyordu. Yola devam ettik. Ama Cılbayır Tolas civarına gediğimizde yolda bir kamyon vardı, paletli iş makinesi ile tomrukları yüklemeye çalışıyorlardı. Yolun altı üstü yeni kesilmiş, yontulmuş kereste ile kaplıydı.
Orman işletmesinin neden yollara bakım yaptığını anladık. Araçlarımızdan indik.
“Kolay gelsin. Siz Çakma Tahtacı mısınız?” dedik. Güldüler.
“Evet biz Çakma Tahtacıyız, Mut’tan geldik, kesim yapıyoruz.”
“İmambekirli’ye gidiyorduk.”
“Yanlış yoldasınız, geri dönüp, plastik boruları görünce sağa sapın, o yol sizi İmambekirli’ye götürür” dediler.
“Kolay gelsin” deyip oradan döndük. Geçerken göremediğimiz yol sapağını görünce bayağı sevindik. Yolda daha az bakım yapılmıştı. Ama yine de Reno araç hoplaya zıplaya gidebiliyordu. Yol boyu Gökbelen deresinden giden su borusu bize yol gösterdi.
Dik yamaçlar gittikçe büyüyordu. Yer yer yukarıdan aşağı doğru karışan suların aktığını gördük. Birden karşımıza 5 geyik çıktı. Dereden sularını içmişler, dağlara doğru tırmanıyorlardı. Fotoğraflarını çekemedik.
Artık yokuş çıkmaya başladık. Yukarı çıktıkça Tolas dağları bize eşlik ediyordu. Derenin kenarında yukarılara, göklere doğru yalçın kayalarla bezeli dağ bizi ürkütüyordu. Bir de baktık bir yarın başında dağ yarılmış, arasından geçtik. Zirve derken, Göksu vadisi karşımıza çıkıverdi. Zeytin, Antep fıstığı, erik bahçeleri bizi karşıladı. Evleri görünce sevindik, artık kaybolmaktan kurtulmuştuk.
İmambekirli köy meydanında zeytin pazarı kurulmuştu. Pat pat motorlar ile zeytinleri getiriyorlardı. Gelen eleğin yanında sıra ile yerini alıyordu. Plastik sandıklar yerden uzatılıyor, eleğe dökülüyordu. Elek çalışınca boy boy ayrılıyor, tüccar ona göre fiyat veriyordu. 3, 4, 6, 7 lira… Aynı bahçeden toplanmış, ama boylarına göre fiyatlandırma yapılıyor. Sofralık zeytinler. Pazarda da boylarına göre müşteri bulacak.
İmambekirli, tarihi asma köprü, Kargıcak derken Nasrullah levhasını görünce sağa sapıyoruz. Kargıcak Pamukçu Yaylasından sonra Nasrullah köyüne giriyoruz. Köyün içinden hızla geçiyoruz. Ortalık kararmaya başladı. Hep yokuş gidiyoruz. Ama yollar asfalt olunca içimiz daha rahat…
Gündüzler köyünde sokak lambaları yanmış. Köse Bakkaldan alışveriş, sonra Haçka Yaylasına doğru yola koyuluyoruz. Kepez yolunu sağımızda bırakarak doğruca toprak yola sapıyoruz. Bahçe evleri, tek tük yanan ışıklar. Bizi yolda karşılayan köpek. Haçka Yaylası girişinde Tahtacı Mahallesi, burada yeni bir mahalle kuruluyor, kesim sırasında yer almışlar, şimdilik 5- 6 ev. İsmet Kırbaş çocukları, Yaşar, Murat Sert ve diğerleri.
Yarı karanlık artık bir alanda aracımız yürüyor. Tek gördüğümüz ardıç ağaçları, katran ağaçları… Sonra aracımız duruyor. Karahacılı yurdunda iniyoruz. Bizi Yaşar Ahrazoğlu ailesi karşılıyor… Artık Haçka Yaylasında kendimizi üşümeye bırakıyoruz.

İlginizi çekebilir

Kitap: Uzayda Piknik

Kitap: Uzayda Piknik

Tema Tasarım | Osgaka.com