logo ms
Ana Sayfa Gündem 20 Ekim 2020 137 Görüntüleme

MUT’TAN KÜÇÜK YAŞAM KESİTLERİ / 12

Yıllar olmuştu babası öleli…
Kendisi biraz içe kapalıydı ama dev aşklar yaşıyordu…
24 saat yetmiyordu, aklı başından gidip gidip geliyordu…
Bugün onun mahallesindeydi. Aman Allah’ım annesi de oradaydı! Olacak iş değildi bu, bugüne kadar, hele hele bugünlerde annesinin orada görülmüşlüğü görülmemiş bir şeydi. Olağanüstü ne olabilirdi ki!? Şaşkınlıkla sordu annesine:
“Anne sen ne arıyorsun burada?”
“Aşk oğlum, aşk!”
İlk kez annesini böyle görüyordu.
Yepyeni bir anne ve de dev bir insan doğdu içinde…
+++
Yayla; yaylada bir mahalle, mahallede bir yol…
Yolun kenarında, kendiliğinden bitmiş, iki yaşlarında bir ceviz fidanı. Cuma namazlarına ayağındaki terlikle lap lap koşarak giden birisi ceviz fidanını buduyor ve komşularına duyuruyor, “Bu ceviz benim!”
Elli metre ileride, yine yolun kenarında, yine kendiliğinden bitmiş bir kayısı fidanı. Fidana aşı yapıyor bu lap lap Cuma namazı koşturucusu. Aşı büyüyor büyüyor, dibine yılda bir avuç su ya döküyor ya dökmüyor, derken ilk meyveyi veriyor ve komşularına duyuruyor yine; “Kayısı benim, kimse toplamasın!”
+++
Kadın sabah yürüyüşünü yapmış, parktaki spor aygıtlarında çalışmış, bir banka oturup nefes çalışması yapıyordu ki, iki kız geldi yanı başına. Birisi lise, birisi ortaokul çağlarındaydı. Heyecanla ve hızlı hızlı, birbirlerine bir şeyler anlatıyorlardı. İkisinin birlikte çalışabileceği, pedal çevirme aygıtına yöneldiler birden.
Başladılar pedal çevirmeye…
Heyecanlı anlatıları daha da yoğunlaştı…
Tam bu sırada iki köpek eniği geldi yanlarına, iki sevgi yumağı sanki. O kadar sevimli ve zararsızdılar ki, sevgi akıtan birer çeşmeydiler sanki. Dokunmak, sevilmek istiyorlardı. Zaman zaman da kendileriyle şakalaşıp oynaşıyorlardı.
İki kızdan da bir çığlık bir çığlık, sanki enik değil de yılandı ikisi de, sokacaktı ikisini de! Büyük kızın korkusu daha korkunçtu ki, dengesini yitirip düşme pahasına aygıtın en üstüne kadar çıktı. İkisinin de korku dolu sesi, “Çekilin, gidin başka yerde oynayın!”
Kadın, kendi çocukluğu ile şimdiki çocuklara daldı gitti…
+++
Cin Ahmet, Sumakkuşağı yaylasında bir çoban. Cin’liğini dedesinden, babasından almış! Geçenlerde telefon açıp, “Nohutlar oldu, yemeye gelebilirsiniz” dedi. Ben de, “Bir iki gün içinde gelirim” dedim. “Çeşmeden sapınca yol ikiye ayrılır. Siz soldakine sapacaksınız. Doğru benim çatmaya gelir o yol. Ben olmasam bile, nohut girişte, iki yolun arasında. İstediğiniz kadar yiyebilir, istediğiniz kadar toplayabilirsiniz” diye de ekledi.
Gideceğim gün akşamdan aradım ama telefonu çekmedi. Öğleye doğru bir arkadaşımı da alıp gittik. Dediği gibi çatmasının önüne vardık. Beş on davar vardı ardıçların dibinde, çevresinde. Bir anda oğlu gözüktü biraz ileriden, gülerek geldi yanımıza. Beni tanıyordu, daha önce tanışmıştık. Annesiyle babası ekin biçmeye gitmişler, kendisi de yirmi otuz kadar davarları varmış, onları güdüyormuş. Oysa yüksekokulu bitirmişti!..
Getirdiğimiz erik poşetini teslim ettik. Biraz söyleşiden sonra o da söyledi nohudun yerini, o da söyledi istediğimiz kadar toplayabileceğimizi ve de domuzların nohudu perişan ettiğini.
Nohut tarlası, on dönüm kadar bir yer. Kazıklar çakarak, kazıklara da iki sıra ip gererek tüm tarlayı çevirmişler, ama domuz sürüsüne vız gelmiş bunlar ki, nohutların birçoğu talan edilmiş. Bir de yeterince yağmur yağmamış zaten…
Şöyle bir baktık, gezdik dolandık, toplasa bir türlü toplamasa bir türlü, mümkünü yok giderlerini karşılayamaz, ektiği tohumu bile alamaz Cin Ahmet.
Velhasıl bu dağlarda çiftçi olup ekmek kazanmak bu kadar zor…
Nedense Allah da çalışana bir türlü vermiyor!..

Tema Tasarım | Osgaka.com