logo ms
Ana Sayfa Haber 20 Ekim 2020 254 Görüntüleme

Nihat Mustul’la Sertavul Üzerine

Gazetemiz Yazı İşleri Müdürü Mehmet Gürbüz, gazetemiz yazarlarından ve Mut Çıtlık Kültür Sanat Dergisi Sahibi Nihat Mustul ile yaz aylarında Mut’un sıcağından kurtulmak isteyenlerin önemli uğrak yerlerinden Sertavul Yaylası üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi. Yazı İşleri Müdürümüz Mehmet Gürbüz sordu; yazarımız Nihat Mustul, yaz aylarında yaşamını geçirdiği Sertavul Yaylasıyla ilgili gözlemlerini izlenimlerini anlattı; Sertavul’un sorunlarını ve çözüm önerilerini dile getirdi. Yaz aylarında nüfusu oldukça artan Sertavul Yaylası üzerine, Mehmet Gürbüz’ün Nihat Mustul’la gerçekleştirdiği söyleşiyi yayınlıyoruz.

Mehmet Gürbüz: Nihat Hocam merhaba. Yaylanızın Sertavul olduğunu biliyorum, Sertavul’u çok sevdiğinizi de. Sertavul üzerine sizinle bir söyleşi yapmak istiyoruz. Şöyle başlayalım isterseniz; ne zamandan beri Sertavul’u yayla edindiniz, o günle bugünün Sertavul’unu karşılaştırır mısınız?
Nihat Mustul: Öncelikle çok teşekkür ediyorum Mehmet. Umarım sağlıklı bir söyleşi yapar, okuyucuları bilgilendirir, duygu ve düşüncelerimizi paylaşırız.
Yaklaşık otuz yıldır bizim yaylamız Sertavul. Sertavul’un havasını, suyunu, doğasını, ulaşım kolaylığını çok seviyorum. Ama eski Sertavul yok artık. Bu yönüyle de sevmiyorum. 30 yıl önce bizim sokakta 2 ev vardı, şimdi 21 ev var. İkisinin dışında hepsi üç katlı.
Böyle hızlı büyüdü Sertavul ve gün gün yayla özelliğini yitirdi, şehre dönüştü. Bu büyüme yaylanın yeşilliğinin ve doğasının azalması, sorunlarının büyümesiydi aslında. Yazları nüfusu 20 binlere dayandı. Artık yaylanın şirinliğiyle değil “büyüklüğüyle” övünüyoruz.
Tabi sorun tek başına Sertavul sorunu değil. Nüfus planlamasının kaldırılması, az çocuğun değil çok çocuğun özendirilmesi, elbette ki her yer gibi burayı da beton yığınına çeviriyor.
Burada bir gördüğüm de, kimisinin Mut’ta dokuz ay kaldığı evi daha küçük, daha yalın, buradaysa üç ay kaldığı evi villa! Şaşırıyorum!
O yıllarla ilgili iki anım var Mehmet, izin verirsen onları anlatmak istiyorum.

Mehmet Gürbüz: Elbette Hocam, buyurun!
Nihat Mustul: Hükümet tutumluluk önlemleri açıklamış, buna bütün kamu kurumları uyacaktı, makam araçları özel işlerde kullanılmayacaktı. Ama ilçe kaymakamı buna uymuyor, Sertavul’da oturuyordu ki, her gün ikindin makam aracıyla yaylaya geliyordu. Çarşıda birkaç kişiyle otururken bunu dile getirdim ben. Yaşlı birisi, adını bile bilmiyorum, karşı çıktı bana, “Koskoca Kaymakam, makam aracıyla gelecek elbette” dedi. Bir gün sonra öğrendim ki, kaymakamın küçük çocuğu varmış, ona bakıyormuş adamın kızı!
İkinci anım da şöyle: 30 yıl öncesini konuşuyoruz tabi. Eşekle odun getirenleri sayıyorum, genellikle ardıç odunu, her gün sekiz on kişi, ardıçlı alanları dolaşıyorum, kesilmişler kesilmemişlerden daha çok. O yıllarda Ankara’da Sarıyayla diye bir dergi çıkıyordu. Hemen bir yazı yazdım.
Sonra Kaymakamlıkta bir toplantı yapılmış, toplantıya katılan bir arkadaş anlattı bunu bana. Kaymakam, Sarıyayla dergisini masaya çarparak, Orman Müdürüne sormuş, “Bu yazıdan haberiniz var mı?” “Var efendim.” “Peki doğru mu yazılanlar?” “Doğru efendim!”
Sözü uzatmayalım, o günden beri Sertavul’da eşekle odun getireni görmedim.

Mehmet Gürbüz: 20 bin insan diyorsunuz, peki bu insanlar için üç dört ay da olsa sosyal, kültürel alanlar var mı?
Nihat Mustul: Çocuk Parkının dışında ne yazık ki böyle alanlar yok. Çocuk Parkı ve Pazar yerinin dışında ortak bir tuvalet yok, 20 bin insan, bir sağlık ocağı yok, insanların; hele hele gençlerin ve kadınların bir araya geleceği sosyal ve kültürel alanlar zaten yok. Bunlar yapılamayacak şeyler değildir aslında. Yeter ki istensin.

Mehmet Gürbüz: Sertavul’un en ünlü şeyi nedir diye sorsam?
Nihat Mustul: Otuz yıl önce olsa eti, pirzolası diyebilirdim. Ama kalmadı o eski etler artık. Bir Sertavul’a özgü değil bu, her yerde kaçtı etin, sütün, yumurtanın, domatesin tadı. Bu yüzden de poyrazı diyebilirim.

Mehmet Gürbüz: Sizin bir “Özgürlük Yolunuz” var orada. Bunun hakkında neler söylemek istersiniz?
Nihat Mustul: Burası benim Sertavul’da 30 yıla yakın yürüyüş yaptığım yol. Pazar yerinin oradan başlayıp, ormanın içinden, bir ucu taşocağına, bir ucu çöplüğe ve Sertavul’un aşağı mahallelerine doğru uzanır.
Evet, buraya ben “Özgürlük Yolu” adını koydum. Çünkü yazmak özgürleşmektir. Nice yazımın birkaç cümlesini, onlarca öykümün kurgusunu, yine sayısız şiirimin bir iki dizesini burada yürürken yazdım. Umarım bu yolun girişine bir gün “Özgürlük Yolu” tabelası asılır. Bunu da kim yapar bilemiyorum. Sanki en yakın arkadaşlarıma düşecek bu “sorumluluk”. Burayla ilgili birçok yazı da yazdım, buranın güzelliklerini; çamlarını, ardıçlarını, çiçeklerini, kuşlarını anlattım. Burada çakıl taşıyan kamyonlara “Toz toması” adını koydum. Az mı tozlarını yedim onların? 30 yılımın her gününün bir saati burası. İlkbaharda vardım mı, ilk yürüyüşümde o kadar özlemiş olurum ki burayı. Sertavul’un başıboş köpekleri, sincaplar, kuzgunlar, şimdi kalmadı ya, tavşanlar, çöplüğe doğru kartallar, akbabalar… Benim için çok özel burası.

Mehmet Gürbüz: Ya geçen yıl açılan yürüyüş yolu?
Nihat Mustul: Gelelim şimdi o yola. Aslında bu yolun tarihi 15 yıl öncesine dayanır. Günlük yürüyüş yapmanın gerekliliğine inananlar gün gün çoğalıyor, dolayısıyla da yürüyüş yapanlar. Ama Sertavul’da da yeterli, uygun bir yürüyüş yolu yok. Bu yüzden de insanlar Mut Karaman yolu üzerinde yürüyorlar. Bu da her an bir kaza ve egzoz kaygısı. Bu gerekçeyle, isteyip de yürüyüş yapamayan da çok. İşte ta o yıllarda, “Sertavul Yürüyüş Yolu” demeye başladım. Sayısını unuttum, bu konuda yazılar yazdım, bu sürede görev yapmış üç tane Orman İşletme Müdürüyle konuyu hep görüşüp, sorunu dillendirip canlı tutmaya çalıştım. Sonuçta açılışı siyasi gösteriye dönüştürülse de, geçen yıl bu yolun yarısı, Akçeşme ile Güldür arası yapıldı. Kalan yarısı yine gündemimizde. Tabi burada 17 tane ağaç kesilmek zorunda kalındı.
Nisan ayında da Mut Çıtlık Doğa Gezginleri ve Orman İşletmesi birlikteliğiyle bu yolun kenarına, kesilen her ağaç için on fidan dikecektik. Ama araya salgın girdi, bunu yapamadık. Şimdilik böyle…

Mehmet Gürbüz: Sertavul’la ilgili başka bir anınız var mı?
Nihat Mustul: Olmaz mı, var tabi? Saatler öğleden sonrasını biraz geçmiş, tarih 16 Ağustos. Sertavul’un bütün kuzgunları gökyüzünde, hem de bu saatte! Olağanüstü bir durum bu. Daha önce hiç böyle görmemiştim bu kuşları. Sanki bir şey söylemek istiyorlar, o kadar belirgin. Ve sabah bir kalkıyoruz ki, Marmara depremi!

Mehmet Gürbüz: Peki, Sertavul’un en temel sorunları ve onlar için önerileriniz neler olabilir?
Nihat Mustul: Ne yazık ki Muhtarlık, İlçe ve Büyükşehir Belediyesi yetki kargaşası burada da yaşanıyor. Belediye Hizmet Binası tüm yönleriyle daha donanımlı olmalı, ev konumundan çıkarılıp kurum konumuna kavuşturulmalı. Park sayısı çoğaltılmalı ve sosyal, kültürel alanlar yaratılmalı. Şimdiki Çocuk Parkı, her yönüyle zaman zaman gözden geçirilmeli. Pazar yerinin temizliği zaman zaman poyraza bırakılmamalı. Mahalle araları toz ve çamurdan kurtarılmalı. Tam donanımlı bir sağlık ocağı açılmalı. PTT şubesi açılmalı. Tabi bütün bunlar için belli yerler kamulaştırılmalı ya da Orman İşletmesinden istenmeli. Tüm Sertavul’u kapsayacak bir ses sistemi kurulmalı. İleride ağır su sorunları yaşamamak için şimdiden sağlıklı, kalıcı önlemler alınmalı. Mahalle içi dar yollara sağlıklı çözümler bulunmalı. Yeşil alanların korunmasına özen gösterilmeli. Güldür’e güzel bir park yapılmalı… Yaylanın özel güzelliği olan kuşların; kartalların, akbabaların, kuzgunların korunması için önlemler alınmalı. Çöplük için sağlıklı bir çözüm bulunmalı. Şimdilik aklına gelenler bunlar.

Mehmet Gürbüz: Sertavul’u seviyorsunuz değil mi?
Nihat Mustul: Demirci Ali’ye Mut’u görmeyen bir asker adaşı sorar; “Sizin bu Mut nasıl bir memleket?” der, “Yazın cehenneme on dakika uzaklıkta bir yer” der o da. Başta bu yüzden, Sertavul’u da, Özgürlük Yolumu da çok seviyorum Mehmet.

Mehmet Gürbüz: Peki Nihat Hocam, söylemek istediğiniz başka bir şey var mı?
Nihat Mustul: Tadında bırakalım bence. Ama birkaç gün önce bir sorun yaşadık, onu da anlatayım öyle, çok uzatmadan. Geçenlerde bir arkadaşım telefon etti yayladan; “Hankoyağı’nın sol yönündeki badem bahçesinde, ‘Bademlere gölge yapıyormuş!’ diye 204 ardıç kesilecekmiş! Karar çıkmış. Geçenlerde badem sahipleri geldi, her şeyi söyledik kendilerine. Muhtar da karşı ardıçların kesilmesine. Bilginiz olsun” dedi.
Orman İşletmesinden kiralanarak badem bahçesi yapılmış büyük bir yer orası. Bademler de yetişmiş durumda.
Orman Bölge Müdürünün haberi var mıydı acaba? Hiç tanımıyoruz birbirimizi. Hemen aradım kendisini. Haberi vardı, 15-20 dakika konuştuk, belli saygı çerçevesinde, dilimin döndüğünce her şeyi söyledim, “Boyu iki metreyi, ömrü 15 yılı geçmeyen bademlere, beş altı yüzyıllık ardıçları kurban edeceksiniz, iki kilo badem eksik olsa ne olur…” dedim. “Adamların hakkı, hukuk dışı, yasa dışı hiçbir şey yok” dedi Bölge Müdürü de.
Velhasıl sözü çok uzatmayayım, ardıçlar kesilecek gibi…
Aslında bu biraz da duyarlı insanlara bağlı diyesim var, ammaaa!…
Çok teşekkür ediyorum Mehmet!


Mehmet Gürbüz: Ben çok teşekkür ediyorum Nihat hocam. Sağlıcakla kalın.

Tema Tasarım | Osgaka.com