FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Gündem 2 Ağustos 2022 149 Görüntüleme

AĞRI DAĞI EFSANESİ

Yaşar Kemal’in destansı romanlarında birinin adıdır.
Onbeşli yaşlarımda, okuduğumu hatırlıyorum.
Destansı romana konu olan dağ; ülkemizin en doğusunda bulunan, yüksekliği 5137 metre olan, son iki yüz metresinde buzul bulunan, Anadolunun Damı, diye anılan, Türkiyemizin en yüksek dağıdır.
Adı. Ağrı Dağı’dır.
Anadolumun spor topluluğunda, nasıl ki, Kestel Kanyonu’nu geçmeyen kanyoncu sayılmaz ise, Ağrı Dağı’na çıkmayan da dağcı sayılmaz.
Böyle olunca durum, 29 Temmuz’da, Ağrı Dağı hikayemde başlamış oldu.
Aslında, biraz daha geriden başlar hikaye. 11 Mayıstaki, Likya yürüyüşünde.
Likya yolculuğu 30 Mayıs’ta bitmiş, Kestel’e girişimizin 10 Temmuz’da olacağı kesinleşmesi. Ben deeee, 31 Temmuz’a Ağrı Dağı tırmanışını not aldım.
Kestel’in muhteşem yorgunluğunu atıp, 29 Temmuz’da oldum yola revan.
Karaman, Konya, Aksaray, Kayseri, Erzincan, Erzurum, Ağrı, Doğubayazıt. İşte yol.
Son durak, Doğubayazıt; Ağrı’nın ilçesi. İran sınırında. Ağrı Dağı burada.
29’unda, İnce Gıda Zeytinyağı ile vedalaşırken, doğrusu bu kadar yolculuk yapacağımı öngörmemiştim.
Neyse…
Karaman’ı aştım. Konya’dan kar kramponları almam lazım. Onlar olmadan Ağrı’nın zirvesinde, buzlar üzerinde yürümem imkansız. Aldım.
Aksaray’da, hüzünlü bir hikayesi olan Hasan Dağı’nı, acıklı hikayesini yaşayarak, selamladım.
Kayseri’ye geldiğimde saat on sekiz olmuştu. Dur dedi Erciyes Dağı. Durdum eteklerinde. Poyrazda, sabahlara kadar sallanan eteklerinde uyudum. Hoştu. Denk gelirse, yine uyurum.
Erzincan, Erzurum derken, Ağrı’da buldum kendimi.
Erzurum geçince, topografya değişti. Esas değişim radyoda oldu.
Yolculuğum boyunca, anadilim, canım Türkçe olarak dinlediğim müzik, bilmediğim bir dilde akmaya başladı. Kötü müydü? Hayır. Bilmediğim dilde de olsa, güzeldi. Bundandır ki, “müziğin dili, evrenseldir” deniyor olmalı. Bence de evrenseldir. Taki, Doğubayazıt’a kadar.
Buralarda, geniş otlaklar var. İlgililer, bol miktarda yonca ekmiş. Anlaşıldığı gibi, büyükbaş hayvancılık yapılıyor. Sürüler dolaşıyor, yol boyunca. Bir de dağlar. Boy boy.
Bir süre sonra, solumda ünlü dağ kendini belli etti. Ağrı Dağı, bu olmalı, dedim. Göz göze geldik. “Ya sen beni alacaksın, ya ben sana çıkacağım” dedim, kendi kendime. Kesiştik.
Beni duymuştu! Uzun süre yan yana olduk.
Derken Doğubayazıt’a girdim. Şehrin içinde bir tur atıp, İran yoluna girdim.
Doğubayazıt, ezelden sancakmış. Onun için il olmak istiyorlarmış. Birçok yere ilanlar asılmış. İlk defa burada gördüm. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini, anıt haline getirmişler burada. Doğrusu beğendim.
Agrı Dağı’na, çoğunluğu İstanbul’dan gelen 34 kişilik bir ekiple çıkacağız. Üç rehber bize kılavuzluk yapacak. Akşamla kalacağımız tesiste buluştuk. Sohbet falan.
Ağrı Dağı tam karşımızda. Başı bulutlu. Teeee ortalarına kadar. Buzul kısım buradan görünüyor.
Yarın sabah 09.00 gibi tırmanış başlıyor.
Hadi hayırlısı.

Tema Tasarım | Osgaka.com