FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Gündem 21 Eylül 2021 95 Görüntüleme

DERSİM 1938: RESMİYET VE HAKİKAT (*)

Haziran ayında bir Çalıştay için Dersim’e gittim. O dağları, Munzur Vadisini, Munzur Baba’yı ziyaret ederken gördüm. Beni en çok etkileyen de 38’ler Kayalığı idi. Kadınların teslim olmamak için kendilerini Munzur atmaları. Aşağı uçurum. Munzur nehri coşkun akıyor. Orada onları andık. Söylenen Zazaca Ağıt, içimizden bir parçayı aldı götürdü.
La kitaptan sipariş ettiğim kitaplardan bu kitabı hemen aldım. Beni çok etkileyen Dersim Katliamını öğrenmek, hem de yakından tanıma olanağı bulduğum geçen dönem milletvekili dostumuz Avukat Hüseyin Aygün’ün büyük emekler ile hazırladığı kitabı bir çırpıda okudum.
Kendimi o yıllarlın içinde buldum. Neden, nasıl sorusunun yanıtını aradım. Sonunda buldum. Emevi, Vahabi kindarlığının bir yansımasını gördüm. 1400 yıldır devam eden Kerbela acısı, unutulmayan sevgi, o dik duran Şah Hüseyin’in mirasına sahip çıkan Dersim halkı.
Osmanlı kafasına koymuş. Kin duyduğu Ermenilerin köküne incir ağacı dikecek. Dersim’in dağları maden dolu. Oralardan onları atacak. Madenlere konacak. Gitmeleri lazım. Ya Müslüman olun, ya terk edin. Onlarda Düzgün Baba’ya , Munzur Baba’ya sığınmışlar. Onlarda sığınan canlara sahip çıkmışlar. Vay sen misin onlara sahip çıkan, o zaman sen de gideceksin… İşte Dersim… Kin, nefret, intikam. Cumhuriyet öncesi Osmanlı, Cumhuriyet döneminde Osmanlı artıkları.
38 Dersim katliamı ve sonrası sürgünler. Her bir köşeye darmadağın edilmiş aileler. Birisi Akşehir’de, birisi Söke’de, birisi Adana, birisi Muğla’da ya da Konya Ereğli’de. Ama bir şeyler olmuş, her bir köşeye gidenler, okumuş, aydın olmuş. Her şeyden öteye Dersimli olmayı unutmamışlar. Her biri elit, kültürlü toplumu bireyler olmuşlar.
Aradan 83 yıl geçmiş, devlet arşivi açılmamış. İşte bir Dersimli hukukçu, kendisine bırakılan mirası almış, açılmayan dosyayı adım adım o dönemin tanıklarına ulaşarak belgelemiş. Eğer devlet bu kadar aradan sonra arşivi açmıyorsa, bu kanıtları kabul etmek zorunda kalıyoruz. Kitabı okuyunca anladım ki; Dersim halkı asker kaçağı değil. Yemen’de, Balkanlarda, Çanakkale’de ve Rus harbinde cephelerde devletinin yanında hep savaşmış, madalyalar verilmiş. Diyap Ağa’ya meclis başkanlığı verilmiş. Kamer Ağa meclis başkanı olmuş, bir partinin genel başkanı olmuş. Her şeyden öteye bir örnek Komünist Belediye Başkanı Maçoğlu gibi siyasetçiler hep devletinin, her şeyden öteye halkının hizmetinde olmuş. Bu Dersim halkına, Devlete isyan etmiş onun için bombalanmış, katledilmiş, diyemezsin.
Osmanlı devlet erkanında yer alan Emevi, Vahabi bezirganları önce ve sonra Dersim halkına kin ve nefret duygularını kusmuşlardır. Asker, elleri kolları bağlı insanların üstüne silahı ateşlemeyince, onu bir kenara itip, kendisi ateş açan komutanlar, işte onlar birer katil olmuşlardır.
Anadolu uygarlığının sahipleri, Alevisi, Kürdü, Ermenisi ve Mısır’dan getirilen Emevi artıklarının tarih boyunca katliamlarına dur demek için, Cumhuriyet döneminde yer alan DERSİM katliamı dosyası tozlu raflardan çıkarılıp, tarihçilerin eline teslim edilmelidir. Yoksa elimizde bulunan belgeler esas kabul edilmek zorunda kalacağız.
“Dersimliler kış soğuk gittiğinde kiliseye giderler, bolluk ve merhamet için dua ederler. Dersimliler Ermenilere kız alıp verirler. Ermenilerle ilişkiler genellikle barışçıl ve dostanedir…”
“Dersim mebuslarından Diyap Ağa ise kendi bölgesindeki Ermenileri Osmanlı hükümetine teslim etmeyecek, koruyacak sahip çıkacaktır. Yusufhanlı Kamer Ağa, Haydaranlı Hıdır Ağa, Ağuçanlı İdare Ağa Ermenileri korumuşlardır.”
Osmanlı ve onun artıkları onun için Dersim halkına düşmandır. Cumhuriyet öncesi ve sonrası Şeyh Sait tayfası hep egemen olmuşlar. Bu katliamları da onlar yapmışlardır.
İşte bunun farkına varırsak, Cumhuriyet döneminde Atatürk, İsmet İnönü’yü nasıl etkilediklerini, bir dönemin faturasını da onlara kestiklerini göreceğiz.
Cumhuriyet dönemi işte Dersim katliam belgelerini arşivden çıkarıp, ortaya koyarsak gün ışığına çıkacaktır.
Şehidi Kerbela, İdris’i Bitlisi, Şeyh Sait, katli vacip Alevi Kızılbaşlar. Dersim de onların koyu takipçisi bir inatçı halk. Vurun o zaman, Dersim dağları boşalsın. Tunç madenleri de emperyalistler çıkarsın, götürsün. Munzur vadisi ele geçirilsin.
Yok bobam yok. Artık ülkenin bir yerinde, dünyanın her bir köşesinde Dersimliler var. Hem de okumuş aydınlanmış. Hem de köşe başlarında önder olmuş. Gün gelecek, Dersim katliamı ortaya çıkacak.
Sahi Ermeni dosyası kapandı mı? İşte uluslararası hukukun eline düşmeden, gelin Dersim dosyaları açılsın. Yoksa RESİMİYET VE HAKİKAT belgeleri geçerli olacak.
Hüseyin Aygün, verilen emaneti yerine getirmişsin. Emeklerine sağlık. İlgi duyanlarda bu kitabı okursa, onlarda bir karar verebilirler.
Öteki olmak zor bir şey. Tahtacılar öteki olunca, o dağdan o dağa göçmüşler. Hem de orman işini kendilerine meslek edinmişler. Öteki olmayı yaşayan birisi olarak Dersim halkının acılarını gördüm. Birlikte yaşadım. Munzur Vadisinde 38 Kayalıklarındaki kadınların acıları hala içimde. Ağıt us’umun içinde dönüp duruyor.
Kin, nefret bitse, insanca yaşasak. Başta Munzur Suyu olmak üzere tüm sularımız özgürce aksa, doğamız, ormanlarımız bize kalsa… Zor şey istedim değil mi? Özlemek de mi yasak.
(*) DERSİM 1938: RESMİYET VE HAKİKAT. HÜSEYİN AYGÜN. La Kitap. ANKARA.

Tema Tasarım | Osgaka.com