FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Gündem 20 Aralık 2022 281 Görüntüleme

DOMUZ / 1

‘Bugün ne yazayım ne yazayım’ diye düşünürken, usuma birden çocukluğum ve domuz anılarım geldi.
Peki neden domuz? Geçenlerde sevgili Mehmet Çiftçioğlu’nun, “Domuz sorununu çözmenin en kolay yolu, Diyanet’in, “Domuz eti helaldir” diye bir fetva vermesidir” sözünden olmalı, büyük olasılıkla.
Çocukluğumda bizim köyde hiç domuz yoktu, görülmüş bir şey değildi. Şimdiki gibi olmasa da kimi köylerde vardı ama, duyuyorduk.
Köyümüzde domuz yoktu ama domuz sözü çoktu:
“Domuzun dölüüü!..”
“Domuzun gunnadığı!..!
“Yakanın domuzu!”
“Aynı sığıra benziyormuş arkadaş, ama boynunu pek döndüremezmiş, önüne geleni parçalar geçermiş!..”
Çocukluğumun en güzel yılları Çakallı (Çınarlı) ve Kayabaşı (Gür) köylerinde geçti. Yazları tabi. Çünkü annem Çakallı’dandı; dedem, ebem, dayılarım oradaydı, teyzemin birisi Gür’deydi; teyze oğullarımla yaklaşık aynı yaşlardaydık, daha da ötesi; o zamanlar Gocasu denilen Kurtsuyu oradaydı; balık tutuyorduk, suda çimiyorduk, incir vardı… Ne gezerdi bunlar bizim köyde!.. Gür gümbür gümbür beni çağırıyordu bütün doğal güzellikleriyle. İnsanın talan eli şimdiki gibi uzanmamıştı daha o yıllarda oralara.
Gür bambaşkaydı; soğuk su kaynakları vardı her yerinde, yılan balıkları tutardık buralarda, Gocasu yine öyleydi; gandaklarda çimerdik, yüzerdik, ada keser (balık tutmanın bir yolu) balık tutardık, guduk (harap incir) yerdik doya doyal…
Okullar kapanmış, sıcaklar iyice çoğalmış, Gocasu ısınmaya, Çakallı’da Gür’de incirler olmaya başlamıştı, evde dırı tutturmaya başlamıştım ben de, ‘Ben Çakallı’ya, Gür’e gideceğim’ diye.
Sonunda izin çıkmıştı.
İlkokul ya üçüm ya dördüm daha. Bizim köyle Pamuklu bir saatti, iniş aşağı ya, bir adımda inmiştim sanki. Pamuklu’yla Dere’nin ortası sayılacak bir yer vardı, Pamuklu’dan sonra oraya kadar tatlı bir tırmanış, oradan sonra da tatlı bir iniş. İşte tam o tırmanışın bitişiyle inişin başladığı yerde, yolun kenarında bir çam ağacı var ki, gelip gidenler ille de o çamın dibinde biraz soluklanırdı.
Aşağısı, Dere’ye doğru inen Pamuklu deresi, karşısı Narlı, Narlı suyunun köpük köpük dökülüşü, Mollağmat Hasan’ın kayalıklar içindeki tarlaları, bahçeleri, tarihi Narlı köprüsü, yine en dipte Pamuklu deresinin bu yönünde, yaklaşık on dönümlük sapsarı, boş bir seki (tarla)…
Tam o çamın olduğu yere gelmiştim ki, o coşkuyla bir adım daha atsam Dere’ye varacaktım. Aşağıya bir bakmıştım, o boş tarlada (üç köyün ortası, ıssız bir yer) on kadar domuz! Dağ başı ya, sığırın ne işi vardı buralarda, üstelik domuz da sığıra benziyordu ya!…
Korkumdan adım atamamış, çıt bile çıkaramayıp çömelip kalmıştım.
Tek umudum yoldan birinin geçmesiydi. Siz deyin yarım saat, ben diyeyim bir saat, bir bakmıştım, Dere yönünde bir kıpırtı, bir bir (yektiri bas, yektiri bas) geliyordu birisi. Derin bir “ohhh!” geçmişti içimden.
Gelmişti gelmişti gelen, bizim köydeki Çavdar Ahmet’ti!
“Ne o be, ne beklen?”
“Domuzlardan geçemedim Ahmet Dayı.”
“Ne domuzu be, sığır onlar, sığır.”
Yarım adım da inmiştim Dere’ye.
+++
Kalanı ‘arkası haftaya’…

Tema Tasarım | Osgaka.com