FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Haber 29 Şubat 2024 174 Görüntüleme

GOCA GÂVUR – 1

Merak eden sorgulayan insanlar için, ilgi alanı ilgili yeni bulgulara ulaşmanın verdiği heyecan, bambaşka bir şeydir. Çoğu zaman rutini bozar. On beş bölümdür “Karadeğirmen”i yazıyorum. Haftada birden yaklaşık dört ay eder. On altıncı bölüme giriyordum ki Kavaközü ve çevresi ile ilgili, “Kavaközü Mut Kavaközü” grubunda “Kavaközü’nün ilk yerleşikleri Nizam Salih, Hacı Mutafa, Hacı Hasan büyüklerimiz, ilk evlerini nere yapmışlardır?” şeklindeki bir sorum, Kavaközünü alevledi. Yeni bilgiler aktı. Dorukta heyecan. Dur dedim, Karadeğirmen’e.
Haceli dede üçüncü kuşak Kavaközülüdür. Nüfus adı “Hacı Ali” şeklindedir ama o Kavaközü’nün Haceli’sidir. Biz yaştakilerin Haceli dedesi. Bundandır ki çalışmalarımda Haceli adı ile anacağım kendisini. İlk kurucularımızdan Hacı Mustafa soyundan. Baba adı Ali. Hacı Mustafa dedenin, ikinci eşinden ilk çocuğu Ali. Ali dedenin ilk çocuğu Haceli dede. Havva ve Elif isimli iki kardeşi var. Havva ebeye Kavaközü Havana diye seslenir. Muhteşem bir hikâyesi vardır. Havana ebe anlatısına başka bir çalışmada gireceğim.
Bin dokuz yüz yedi doğumlu Haceli dede. Kavaközü nüfusuna işli. Annesi, Nizam Salih kızı Fatma. Fatma ebeye gençlik zamanlarında ne denirdi bilmiyorum, ama bildiğim son zamanlarında “Boduk karı” derlerdi. Mini minnacık bir kadındı ve çoğu kadın yaşıtları gibi iki büklüm haldeydi. Elindeki bastonu ile kapının açıldığı minik odada oturuyordu. Çocuktum, niçin varmıştım ve daha kaç defa gördüm hatırlamıyorum. Bin dokuz yüz atmış yedi yılı civarı olsa gerek bir zamandan, aklımda bu görüntü. Hayal meyal değil, net. Gençlik zamanlarında da minnak bir kadın olduğu kesin olmalı. Olmalı ki yaşlılığında bu kadar küçülmüş olsun. “Boduk” özel olarak deve yavrusu için kullanılmakla birlikte yavru, küçük, bıcır, minnak gibi anlamlara gelir. Türk diline bin yüz yıllarında Ermeniceden geçmiş, Türkçeleşmiş bir kelime olup, bu tarihler, Batıya akan Türklerin, Ermenilerle haşır neşir oldukları zamanlardır. Bu haliyle de minnak bir kadına verilmiş, çok güzel bir isim olmuş.
Boduk ebenin eşi Ali dedeyi hatırlamıyorum. Oğlu Haceli dede ile yaşardı. Haceli dedenin eşini de hatırlamıyorum. Oturdukları iki katlı minik evin, Hacı Mustafa soyunun, Kavaközü’ne yapılmış ilk evin, ikinci katıydı. Kavaközü yerleşiminde İnceler soyunun ilk kadını Hatice de bu evde doğup büyüdü. Şimdi muhtarlık binası olarak kullanılan önceki köy kahvesinin doğu yanından inilir eve. Bu iniş aynı zamanda kış sularının sel yatağı. Dikkatli inmek gerekir. Otuz metre kadar ilerleyince evin ikinci katının, yerden bir metre kadar yüksekte, taş basamaklı, bir metrekare balkonlu, kapısının önüne gelinir. Diğer Kavaközü evleri planı gibi “bir ara iki göz.” Ara oldukça küçüktü. Girişe göre solda kalan gözün yani odanın da küçük olduğunu, dış ölçülerinden çıkarıyorum. Sağda kalan göz, bitişiğinde başka yapılar olduğu için, ölçümlendiremediğim bir yapılanmada.
Bu evde doğup büyüyen, yaşayan Haceli dede takip zaman da “Uysal” soyadını almış. Uzun boylu, güçlü kuvvetli, dinamik bir insandı. Onu tanıdığım, yetmiş yaşları civarında dahi. Halası Hatice nin torunu babam ile çok yakın, samimi dostlukları vardı. Haceli dedeyi iyi tanımam, on beşli yaşlarım civarına denk gelir. Bin dokuz yüz yetmiş beşli yıllar civarına denk düşer bu zaman. Babam Yunus Nadi, Dedem Ahmet İnce den devraldığı mandıranın sahibiydi. Dedem Ahmet İnce, Haceli dedenin halası Hatice’nin ilk oğlu. Mandıra işini, Kavaközü Köyü’nde, kendisinden önce yapan, Osmanlı Rum vatandaşlarından devir alan. Haceli dede Ahmet dedemin mandırasında çalıştı mı bilmiyorum ama babamın mandırasında uzun zaman çalıştı.
Kavaközü merkez olmak üzere çevre köyler ve göçerlerden oluşan bir örgütlenme içinde mevsimlik, kaşar peynir üretimi yapılırdı Kavaközü’nde. Cumhuriyet öncesi başlamış. Bin dokuz yüz seksen altı yılında benim de içinde olduğum bir süreçte sona erdi. Bu örgütlenmenin bir ayağı da Diştaş Köyü idi. Diştaş Köyü, Göksu Nehri’nin Gravga Çayı kolu üzerindedir. Küçükbaş hayvan üretimi ile uğraşanları yazları yaylaya çıkarlardı ki bu köyün büyük çoğunluğu demekti o zaman için. Taki bin dokuz yüz seksen başlarına kadar. Yaylalarının adı Diştaş Yaylası’dır. Bin yedi yüz rakım üzeri bir yazlak yerleşim olan yaylayı peynir üretimi bittikten çok sonra, iki bin on yılı civarlarında görmeye gitmiş, Haceli dedeyi minnetle, hasretle bolca anmıştım. 26 02. 2024
Devam edecek.

Tema Tasarım | Osgaka.com