FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Gündem 2 Ağustos 2022 219 Görüntüleme

İNSAN, DÜRÜST OLMADIĞI HER AN EN BÜYÜK İHANETİNİ KENDİNE YAPAR

“Ya olduğun gibi görün veya göründüğün gibi ol.” Hz. Mevlana

Dürüstlük; doğru olmak, yalandan uzak durmak, sadık olmak, adil olmak… Dürüstlük insan olmanın en değerli meyvesidir muhakkak.
Dürüst olmak aynı zamanda insanoğluna yaradan tarafından çok kesin bir ifadeyle de emredilen bir davranış şeklidir. “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol…” (Hûd; 112)
Dürüstlük, baktığımız zaman sağlam bir karakter meselesidir. Sağlam karakter de düzgün bir fıtratın üstüne kurulan sağlam değerler bütününden oluşur. Dürüstlük; insanda bu oluşumun dışa yansıyan eyleme dönüşmüş halidir. İnsanların karakterleri davranış şekillerini etkiler, mayasında, aldığı terbiyede doğruluk, dürüstlük olan insan her koşulda ve her ortamda kendini belli eder zaten. Dürüstlüğün olmadığı yerde inanç, ahlak, insan hatta insanlık dahi yoktur. Kısacası dürüstlük yoksa insanı insan yapan ulvi hâllerinden hiçbirisi yoktur.
İnsanoğlu yaratılmışların içinde kendini olduğundan farklı gösterebilen tek türdür. Baktığımız zaman ne hayvanlar ne bitkiler olduğundan farklı görünmez, görünmek için de çaba sarf etmezler. Nasıl ise öyledir hepsi.
İnsan olarak başlanılan dünya yolculuğunu insan olarak tamamlamanın en önemli paydasıdır tartışmasız dürüstlük. İnsanoğlu ancak ve ancak dürüstlüğü ile özünü koruyabilir. İnsan olma ve insan kalabilme bilinci nesilden nesle ancak dürüstlükle aktarabilir. Bu da sağlam bir karakterle olur elbet. Karakter zafiyeti/zayıflığı olduğu takdirde türlü gerekçelerle kişi dürüstlükten uzaklaşır. Bu da muhtemelen her seferinde biraz daha insan olma şuurunu zayıflatır.
Bundan dolayıdır ki kişi içinde bulunduğu şartlar ne kadar ağır olursa olsun, gerçeği gizleyip yalan söylemekten kaçınmalıdır, bulunduğu durum ne kadar kendi çıkarına görünürse görünsün, doğrudan şaşmamalıdır. Doğru söylemek kişiye çok fazla zarar verecek olsa da her şekilde kaybetme, hatta mutlak kaybetme durumunda bile olsa insan asla dürüstlükten vazgeçmemelidir. İnsanlık/insan olmak budur, bunu gerektirir. Dürüstlüğünü muhafaza edemeyen kişi zaten insanlığını da koruyamaz, dürüstlüğünü kaybeden insanlığını kaybeder. Dürüstlüğünü korumanın, kendi varlığını korumaktan farklı olmadığını bilen kişi, dürüstlüğünü kaybettiğinde her şeyini kaybetmiş olacağını düşünen/bilen kişidir.
Oysa günümüzde insanlara ve davranışlarına baktığımızda, dürüst kalabilenlerin sayısı o kadar az ki;
-Yalandan hiç hoşlanmam, yalan söyleyen insanları da hiç sevmem diyenin dilinden bir kez doğru söz çıkmıyor,
-Haramdan korkarım, diyenin boğazından hiç helali geçmiyor,
-Hak hukuk adalet diyenler sadece şahsına gelince bağırıyor, başkası ne olursa olsun hak hukuk işlemiyor,
-Adaletten asla şaşmam diyenlerin gönül terazisinin tokmağı kırılmış, işi kimden bitiyorsa onun yanında ve kendi işi görülüyorsa her şey mübah, her şey adilane…
-Mazlumun, fakirin fukaranın adını dilini düşürmeyenler ilk kendi ceplerini dolduruyorlar,
-Ağzıyla çalışıp aslında hiç bir şey yapmayanlar, gerçekten çalışanın önüne kayaları diziyor, yalandan başarılarla mutlu olmaya çalışıyorlar,
-Kendi eksikliğini, ruhundaki boşluğunu kapatamayan, içindeki hasetliği durduramayan kalbi kararmışlar başkalarının hayatlarını o kadar diline doluyorlar ki bırakın yalanı iftirayı bile gözleri kapalı konuşabiliyorlar.
-Ruhu aç, gözü doymaz insanoğlu hep en iyisini konuşuyor, mış gibi yapıyor da özüne baksan bomboş sadece boşluktan çok tıngırdıyor.
-Sevmediği halde sırf çıkarları uğruna düşmanı gibi gördüğüne dost gibi yaklaşıp, kalbi nefretle doluyken seviyor-muş gibi davrananlar…
Belki bu yalandan kurdukları dünyada başka insanları çok rahat kandırıyordur bu insanlar ya da kandırdıklarını sanıyorlardır; çünkü ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, diyenler çok rahat anlıyordur dürüstlük maskesi takmışları.
Her şey bir kenara acaba bu insanlar dürüstlük maskesini takıp mış gibi yaptıklarında aslında en büyük ihaneti kendi benliklerine yaptıklarının farkında mıdırlar acaba? Yüce Yaradanın her an kendilerini gördüğünü de unutmuşlardır muhtemelen…
Şu dünyada hangi başarı ya da kim, insanın kendi kendisine verdiği dürüstlük madalyasından daha değerlidir? Soruyorum size?
Peki, dürüstlük bu kadar kıymetliyken ebeveynler olarak evlatlarımızı dürüst yetiştirmek en büyük ve en önemli görevimiz değil midir? İnsan olarak başladığımız hayat yolculuğunda, başlama ve bitiş noktası arasında ki her kıvrım, her yol mutlaka ama mutlaka dürüstlüğün içinden geçmelidir ki insanlık anlamını tamamlasın.
Baktığımızda birey, aile, toplum olarak devam eden bir erdem zinciridir dürüstlük. Toplumu var eden, ayakta tutan, güçlü kılan şey tamda budur. Dürüstlük elbisesini giymiş insanların sayısının çokluğudur. Aksi takdirde toplumda kötülüğün türlü renklere bürünerek çok cazip göründüğü ve insanların güvensizlik denizinde çırpındığı bir yaşamın içinde boğulup gider insanoğlu. Çünkü dürüstlüğün terkettiği toplumlarda hiyerarşi bozulur, tabiri caizse at iz it izine karışır ve sınırlar belirsizleşir. Hiç kimse böyle bir toplumun bireyi olmak istemez.
Herkes kendini güvende hissetmek ister, herkes muhatabının (eş, arkadaş, komşu, amirler, yöneticiler…) dürüst olmasını ister. Bu da ancak kendimizden başlayarak ailemizi ve çevremizi dürüstlük erdemiyle taçlandırarak olur.

EBEVEYNLER OLARAK ÇOCUKLARA DÜRÜSTLÜĞÜ NASIL ÖĞRETİRİZ

Öncelikli olarak ebeveynlerin kendi ilişkilerinde dürüstlüğü ilke edinmeleri ve çevrelerine, çocuklarına örnek olmaları önemli. Çocuklarından sebep ne olursa asla yalan söylemelerini istememelidirler (Kapıya gelen komşuya annem/babam evde yok demesini istemek gibi).
Çocukların hiç kimseye hiçbir koşulda yalan söylemesini hoş görmeden, neden dürüst olması gerektiği uygun bir dille anlatılmalı.
Çocuklar genellikle anne babanın tepkisinden korktukları için gerçekleri gizleyebilirler, çocukları dinleyerek, eleştirmeden, kızmadan doğrusunu anlatmak, yol göstermek çok kıymetli.
Aile olarak belirlediğimiz kırmızı çizgilerimizin içine dürüstlük mutlaka olmalı.
Tüm ömrünü çıkarları uğruna “mış” gibi davranarak geçirmiş, girdiği kabın şeklini alarak, şekilden şekle girenler, dürüst bir çocuğun ebeveyni olmayı beklemesinler! diyerek bu haftaki yazımı tamamlamak isterim.
Dürüstlük giysisini giyebilen ve çıkartmadan yaşayabilen nesillerin hasretiyle yanarken, bugünden dürüstlük tohumlarını sağlam ve doğrulukla ekmek gerekiyor efendim. Kötülüğün ve yalanın hüküm sürmeye başladığı bir dünyada dürüst kalabilenlere selam olsun.
Evladını ne pahasına olursa olsun dürüst ve doğrulukla yetiştirenlere selam olsun.
Dürüstlüğün ve doğruluğun hüküm sürdüğü yarınlar diliyorum.

Tema Tasarım | Osgaka.com