FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Gündem 12 Nisan 2022 539 Görüntüleme

LONDRA GRİBİ

Göksu vadisinden gelen nem, sis Sertavul belinde soğukla karşılaşınca ağaçlarda yapraklar birden bire donuverdi. Yüğlük dağlarından gelen bulutlar ile sis buluştu. Büyük bir çarpışma oldu. Sonra hafiften esen rüzgar, çoğaldı, çoğaldı. Kuzey rüzgarı poyraz oldu.
Hızla aşağı Göksu vadisine indi. Nemi, sisleri Akdeniz’e doğru sürükledi.
Göksu ovasında ağaçlar titredi. Poyraz onları oraya buraya savuruyordu. Poyraz ile kaçışan kuşlar kendini Akgöl’e attı. Kamış, kargıların arasında bir sıcak yer aradılar. Kuytu köşelerde barınaklarında yerlerini aldılar. Sığırcık avcıları ellerinde saçma tüfekleri ile onları avlamaya gelmişlerdi. Sabahın güneş doğarken harekete geçen sığırcık kuşlarını vurdular. Onları sırt çantalarına koyup evlerine döndüler. Akşam arabaşı çorbası hazır olacaktı.
Bir gün önce gölde kuş avlamak için Hatay’dan avılar gelmiş, hepsi de uçar avcısı. Akşamdan bataklığın kenarlarına kümelenmişler. Çevre köylerden gelen avcılar ile onlar bir araya gelince, tüfek seslerini duyan Gülümpaşa Köyü muhtarı Mehmet Doğdu, karakolu aramış, jandarmalar baskın yaparak, hem Hatay’lı avcıları, hem yöreden gelen avcıları suçüstü yakalamışlar. Adliye önünden geçerken onları gördük. Avcıların tüfeklerine ve sırtlarında av torbalarına el koymuşlardı. İlk defa bu kadar çok sığırcığı o zaman görmüştüm.
Sabahleyin evlerinden çıkan öğrenciler taş köprünün üstünden yüzlerini, gözlerini koruyarak geçtiler. Torosların poyrazı onları sersem etmişti.
Toz toza karışıyor, uçuşuyordu. Havada yüzlere yapışıyor. Gözlerden akan yaşlarla birlikte tozlar birbirine karışmış yapış yapış. Esen deli poyraz yürümeme engel oluyor. Soğuk rüzgar yüzlerimi yalıyor, gözlerimden bir sel aşağılara akıyordu. Kulaklarım soğuktan kızarmıştı. Adeta yanıyor gibiydi. Taş köprünün üstünden geçen öğrenciler kendi aralarında konuşuyorlardı.
—Bu ne soğuk? Bıkmıyor mu ki esmekten?
—Deliğe yorgan tıkamak lazım.
—Sertavul beline gidip yorganları koysak, poyraz kesilse.
—Bir haftadır esiyor. evlerde odun kalmadı.
Göksu nehri azalmış, taşlar gözüküyor. Yağmur yok. Barajda su olmazsa bu gidişte elektrikler kesilecek. Siyahlar, ala bula renkler bir kaynaşı içinde. Yollar sabahın erken saatinde öğrencilerle dolu. Gülperi ile yan yana yürüyoruz. Ara ara koşuyoruz. Toz bulutu kalktı yerden, geldi geldi tozlar ağzıma burnuma doldu. Hapşırdım. Ağzımdan, burnumdan sular akıyordu. Ara sıra akan sular ağzıma tuzlu tuzlu geliyordu.
—Grip, grip. Ne bu grip?
—Londra gribi diyorlarmış adına.
Öğrencilerin son kalıntısı giriyor içeriye. Koşturanlar,sağa sola gidenler. Salonun bir ucundan bir ucuna geliyorlar, gidiyorlar.
Bir duyuru yapacaktık geç kalmışız. Pırıl pırıl yeni yapılmış kantine giriyoruz. Birer sandalye çekip oturduk. Uzun boylu nazik bir hademe yaklaştı.
—Hoş geldiniz çocuklar.
—Hoş bulduk.
—Teneffüsü bekliyeceğiz.
Hademe, adımlarını hızlıca atarak az ileriye doğru gitti.
—Üç çay bize.
Çaylar geldi. Gülperi, Gülgün Koçman’ın “Kadının Ben Olsaydım” şiir kitabından şiirler okuyordu. Çayının şekerini attım. Dalmış gitmişti başka dünyalara. Kaşığın sesi onu uyandırdı. Çayını karıştırdı birden bire. Bir yandan çayı yudumlarken, bir yandan da ona bakıyordum. Ona baktıkça içimde bir şeyler oynar gibiydi. Her bakışta bir anlam doğuyordu. Doğayı insanları sevme istemi daha da güçleniyordu. Güzele bakmak, onu sevmek. Ama nasıl olursa olsun sevmek. Kantinci sordu:
—Bir çay daha içer misiniz çocuklar?
—Bana zarar, fazla içemiyorum.
Gülperi şiir kitabından kafasını kaldırdı. Yüzüme baktı, baktı.
—İyi ki bu kitabı geçen hafta vermişsin. Çok anlamlı. Akdeniz kıyıları, Kargı Pınarından, narenciye bahçelerinden güzel kokular geliyor gibi. Şair orada edebiyat öğretmeni imiş. Keşke bizim de öğretmenimiz olsa. Durmuş Amca, çay güzelmiş ben bir çay daha içerim. Akşamları erkenden uyuyakalıyordum. Üç dört çay içince 12’ye kadar uyanık kalabiliyorum.
Sonra kahkaha atarak gülmeye başladı.
—Kahkaha sağlık demekmiş. Gülelim, eğlenelim, hastalık gelemez…
Her gülüşte, her söz etmede anlamlı bakışılar. Hepsinin ardında eriyen duygular. İçimden kayıp giden sıcak bir kan dolaşımı. Ne tuhaf değil mi? Duygular ne yapıyor insana? Sevmek ne güzel şey, sevilmek ne güzel şey; güzel bir tutku olunca.
Kantine bir öğrenci girdi.
—Okula Hükümet Doktoru Ali Rıza Pancaroğlu geldi. Sınıfları gezdi. Londra Gribi varmış okul üç gün tatil.
Onu duyunca bizde hapşırmaya başladık. Biz de yapacağımız duyuruyu yapamadan, kantinden çıkıp evlerimize hapşıra hapşıra gittik.

Aynı sınıfta, aynı sıralarda okumak. Güzel günler geçti. Adını koyamadığımız arkadaşlık, içimizdeki sevgi, birkaç şiir, güzel bakışlar arasında bir dost olarak kaldı.
Lisenin taş duvarların arasında tertemiz, apak duygular, gülüşler, söze diler oynaşıyor olmalı. Belki öyledir de…
4 OCAK 1973 (Kompozisyon dersinde bir öykü ödevi)

Tema Tasarım | Osgaka.com