FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Haber 13 Haziran 2024 33 Görüntüleme

YÖRÜKLER

Bir ev düşleyin, odalarında yerlere serilmiş kırlar, duvarları sağlı sollu uzanan tepeler ile dağlar, saksılarında ağaçlar, koltukları yamaçlar, oturakları kayalar, bardakları şırıl şırıl akan çaylar, kapısız koyaklar, çatısız damlar ile yapılmış, yalnız güneşle ısınılan, ay ile gece ışığı yakılan, karanlıkta yıldızlarla yorgan yapılıp uykuya dalınan bir ev. Sessizliğin tek bir şarkı, ıssızlığın ise gündüz gece öğretmensiz okul olduğu bu yerlerde, komşular keklik ile tilkiler, sokaklarda keçiler, yollarda tek tük at ile develer, sağlık ocağında kekik ile kenger yer alıp sıralanır. Yeryüzünde çok az sayıdaki kişi için yaşanmakta olan yalın, yalnız bir gerçektir bu, düş değil…
Yörükler…
Moğolistan’dan Türkiye’ye değin 6500 km uzunluğu aşan bir yay üzerinde dizilen onu aşkın ülkede, binlerce yıldan bu yana süregelen, bir yaşama tutunma gereği olarak var oluş kazanıp gelişen konar göçer geleneği, alçak sıcak bölgeler ile yüksek soğuk bölgeler arası yurt değiştirip sürülerine yeni otlak yerler arayan toplulukların göçebe yaşamını anlatır.
Türkiye’de, ülkenin daha çok güney çizgisi boyunca yaşamakta olan Yörükler’in büyük çoğunluğu yerleşik yaşama geçmiş olsa da günümüzde bu konar göçer geleneği sürdüren az sayıda topluluk bulunmaktadır. Özellikle Alanya, Anamur, Aydıncık, Silifke, Erdemli kıyılarında kışları geçiren Yörükler, yaz aylarını ise Seydişehir, Bozkır, Hadim, Çumra, Karaman, Ayrancı, Ereğli yaylalarında yurt tutarlar.
Yılın 4. ayı ortaları geçilirken yola koyulan Yörükler’in bu yolculuğu, yöremizde Aydıncık, Silifke, Erdemli kıyılarından başlayıp, iç ilçeler Mut, Gülnar, Ermenek, Taşkent, Hadim, Ayrancı ilçeleri kırsalı geçilerek son bulur.
Çıkılan kimi yayla damı düzlükler öyle soğuktur ki buralarda ağaç bile yetişemez. Deniz kıyısından başlayıp 2000 metre yükseltileri aşan yaylalara dek ortalama 250 km yolun yaya olarak sürülerle birlikte yüründüğü, yaklaşık 20 ile 30 gün arası süren bu yolculuğun, bir de onuncu ayda başlayacak geri dönüşü, güz göçü vardır.
Kışları ılıman olan Akdeniz kıyılarında yaklaşık 5 ay konaklayan Yörük obaları, çıkılan yolculukla varacakları Seydişehir, Karaman, Bozkır, Kazımkarabekir gibi Konya’nın güney çizgisine denk gelen ilçelerin kırsal alanlarına vararak buralarda yine yaklaşık 5 ay konaklamış olurlar.
Binlerce yıldır bir geleneğe dönüşen, çıkılan bu yolculukların ana nedeni, keçilerden oluşan sürünün sıcak günlere yakalanmaması, sürekli göç yolunda serinliği kovalamaları, ayrıca geride bıraktıkları o sıcakla birlikte çoraklaşacak olan toprak ile kuruyacak otluk alanlardan kaçmalarıdır. Sonuç olarak sürünün yiyeceği ot ile çalılıklardan oluşan besinin sağlıklı olması istenir.
Günümüzde Sarıkeçili ile Karakeçili otağların göçlerinin sürdüğü bu geleneği gözlemlemek için en uygun alan Aydıncık ile Silifke kıyılarıdır. Buradan kalkan Yörüklerin bir bölümü Gülnar ile Ermenek üzerinden Balkusan Obası dolayı geçilerek yayla düzlüklerine ulaşırken, kimi Yörük toplulukları ise Mut, Kozlar Yaylası, Sertavul Yaylası yolunu izler.
Yine günümüzün yenilenip değişen koşullarıyla birlikte taşıma araçları edinen Yörüklerin bir iki otağ dışında kalan büyük bölümü develerle göçü bırakmışlardır. Eskiden söz konusu bu ilçelerin kırsala yayılı olan obaları arasındaki köklü eski göç yollarını kullanan bu Yörük Obaları, artık kamu kurumlarının belirlediği günlerde yolculuklarına başlayıp yine kamu kurumlarının belirlediği araç yollarını kullanmak durumunda kalmışlardır. Yapılan bu düzenleme için ortaya konan gerekçe, kırsal alanda yerleşik düzene geçen çoğu obanın tarlalarında tarımsal üretim yapılıyor olması ile ormanlık alanlarda yeni dikilen ağaçların yapraklarının keçilerce yenmesinin önlenmesi olarak sunulmakta. Ancak ilginç bir çıkarım olarak sunmak gerekirse son on yıllarda Yörükler’in göç alanlarının sıkıştırıldığı bu yörelerde, orman yangınlarının çok görülmesidir. Dolayısıyla ormanlar konusunda yerleşik kırsal toplumun, Yörük topluluğunun dışarı alındığı alanların daha az güvenli olabileceği varsayımı güç kazanır. Buna bir diğer örnek, eski çağ kalıntılarının bulunduğu alanlardan kırsal yaşamın dışlanıp arındırılarak buraların kaçak kazılar için uygun duruma gelmesi düşünülebilir. Bu konularda kamu yönetiminin binlerce yıllık gelenek olan Yörük göçünü el üstünde tutması beklenmelidir. Öyle ki onların göçüne eşlik edecek öğretmenlerin, sağlık görevlileri gibi kamu çalışanlarının bulunması bu geleneğin sürmesine kolaylık sağlanıp özen gösterildiğini yansıtacaktır.
Yörükler yaşam alanları olan dağlara, sulara, ormanlara olumsuz etki vermeden yaşamlarını sürdüren yeryüzünün en çevreci topluluklarıdır.
İşte bir yandan bu güzel geleneğe tanık olmak, bir yandan da bu köklü geleneğe eşlik etmek için Türkiye’nin dört bir yanından 20 kişinin gelip katıldığı, çadırlarda konaklamanın yapıldığı, Gülnarlı Fatma Su ablamızın düzenlediği bu etkinlik, bir bilincin ortaya konması ile sonuçlanmış oldu.
Önümüzdeki yıl daha geniş kapsamlı bir katılımla düzenlenmesi düşünülen bu etkinlikte, Fatma Su ablamızın titizlikle ortaya koyduğu ana kural, Yörük göçüne eşlik edilirken onların yaşam akışına bir aykırılık oluşturmamak, belirli bir aralıkla kalıp Yörük göçüne eşlik etmek oldu.
Fatma Su ablamız, Gülnar Çukurasma Obası’nda dedelerinden kalan bir tepe yamacında yaşadığı tek katlı evinin önünde çok sayıda Taşeli Yöresi ile Yörüklerin yaşamından izler taşıyan araç gereci sergilemekte, yamaca kendi elleriyle yaptığı üç ağaç evinde gelecek konuklarını ağırlamanın ön çalışmalarını yapmaktadır. Bir kadın olarak kırsal bölgede ortaya koyduğu bu güzel girişimine dışarıdan destek almadan örnek olan Fatma Su ablamız, yaptığı bu başarılı, özverili, gönüllü çalışmalarıyla gerçekten kutlanası, değerli bir kişiliktir…
Kendisi ile birlikte katılımcı tüm yol arkadaşlarımıza, yurtlarında bizi ağırlayan konar göçer otağlarımıza içten sevgilerimizi iletiyoruz…

Tema Tasarım | Osgaka.com