İki “zırdeli” sınavında sınıfta kalıyor koskoca dünya!..
+++
Öylesine uzunki çocukluğum, yaşım kadar…
+++
Sana söylüyorum bunları. Elmaysan da, ayvaysan da, her neysen de tadından, renginden, renginin tonundan, varlığından asla vazgeçme, varsın çatlayanlar çatlasın, boş verenler boş versin, sığlarda yüzenler böbürlenip dursun, sen sarıl rengine, sarıl tadına, sarıl varlığınla bilincine, “Başın öne eğilmesin / Aldırma gönül aldırma”, “Engin ol deli gönül engin ol!..”
+++
Mut Çıtlık’ı satır satır okuyanlar var bir, şöyle bir karıştıranlar var iki, hiç okumayanlar var üç… Siz?..
+++
Devleştirmeyin şairliği
Bir çiçeğin açılışıdır o.
+++
Savaşta ekonomi vay şöyle olmuş vay böyle olmuş! Ya İran’da öldürülen binlerce insan, binlerce çocuk?…
+++
Sabah dağlara kuzugöbeği, çukurçanak toplamaya gideceğim ya…
Gece bir saat sürse keşke!…
+++
Bu sabah bir dağa çukurçanak ve kuzugöbeği toplamaya gittim. Yemesinden çok toplaması bir tutku benim için. Ama gelecek yıllarda yeniden olması için sporlarını orada bırakmak baş koşulum. Neyse, saatlerce dolandım durdum. Olacak ya bir tane bile bulamadım. Ama ne yoruldum ne bıktım.
Tabi gittiğim yer biraz yüksek bir dağ. Sanki biraz erken daha. Birkaç salep çiçek açmış, bunun dışında, kimi kuşların da dışında başka bir canlılık yok daha.
Ama umutluyum ille de, ille de bir “kuzugöbeği azganı” çıkar karşıma diyorum, doğayla tatlı tatlı inatlaşarak…
+++
Demokrasiiiii!…
Bir on beş yıl önceki yazılarıma bakıyorum bir de şimdiki.
Ah, kalemin ne kadar da kütelmiş!…
Bu utanç benim değil ki…
Sevgiyle, sağlıkla, doğayla, saybanla…
