Abim aradı:
“Yahu nerdesin? Esma’dayız (kardeşimiz) biz, bakım bir güzel bir güzel, elli türlü yiyecek var, yok yok…”
“Yahu abi, yayladayım ben, benim bakımı anlatsam bayılırsın bak, sulanır kalır ağzın, yaylayı içiyorum ben yaylayı, yaylayı yiyorum. Mis gibi pırıl pırıl bir hava, her yer yemyeşil, kirazlar çiçeğini dökmüş, elmalar akak ya da pespembe çiçek, ceviz yaprakları yapışkan kokulu, sağım solum, önüm arkam, uzağım yakınım bin bir çiçek, cıvıl cıvıl kuş sesleri, hele cingeeyler (serçeler) ve alağbaklar deptiğim yerdeki solucanları kapmak için bir adım yanımdalar, ya şu buz gibi su, ya şu öğle yemeğim; güzden kalma gevrek bir yufka, birkaç ceviz, yine güzden diktiğim bir iki yeşil soğan, arkasından kışın bu doğal buzdolabında kalan iki cıngıl üzüm…
Karar ver, kimin bakımı iyi abi?..”
+++
Şunları söylemişim bir etkinlikte:
“Mut Çıtlık ailesinden olmak bir ayrıcalık, bir duyarlılık işi, bir etkinliğine katılmak yine bir duyarlılık işi, bu etkinliğin afişini sosyal medyada paylaşmak daha bir üst duyarlılık işi…”
+++
“Ağzımın içindeki “inkilabın” yüzüme yansımaları:
Bir gün sonra yüzüme baktı baktı birisi, “Arı sokmuş” dedi…
Bir başka birisi, “Bir yön yiyor bir yön bakıyor” dedi…
Bir başkası, “Dünyanın düzeni” dedi…
Daha bir başkası, “Kimden yumruk yedin” dedi…”
+++
Fırın ekmeğini pek sevmiyorum, içi hamur hamur. Biraz da bu yüzden, ekmek atma kültürünü sürdürüyoruz biz. Yazın yaylada yediğimiz ekmeğimiz bir yana, kışın yiyeceğimiz yufka ekmeğimizi bile yaylada yapıyoruz. Bu nedenle bir yıldır evimize bir tek çarşı ekmeği girmedi.
Bir yıl geçti yeniden yaylaya göçtük ya, yufka ekmeğimiz bitti. Poyrazdan bir türlü ekmek yapamadık. Çarşıdan almayacağız ya, bir iki kez tavada yaptık biz de.
Bu arada Karaman’a gittik birkaç arkadaşla. Bir fırına uğradık dönerken. Herkes birer ikişer ekmek aldı. Bir arkadaşım bana da alıvermiş… Ben almadım!..
+++
Sertavul yaylasında onlarca tarihi çam var. 7-8 yüzyıllık, belki daha da fazla. Gün gelir bir yetkili bunları kesmeye kalkışırsa, şimdiden o yetkiliye şunları söylemek isterim:
Hangi gerekçeyle olursa olsun bu çamlara kıymayın. Bir yerdeki dedeleri, nineleri kesmek gibi bir şey bu. Oysa bu çamlar tarih yüklü, kültür yüklü, bilgelik, öğretmenlik yüklü. Yeni çamların bunlardan alacağı nice dersler var.
İlle de kendi ecelleriyle ölmeli bu çamlar. Dalları, gövdeleri oldukları yerde kalmalı. Kalmalı ki doğayı anlatmalı, torunlarına besin kaynağı olmalı…
Kıymayın dedelere, ninelere, bilgelere, daha da bilgelere!..
Sevgiyle, sağlıkla, saybanla…
