FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Uncategorized 26 Temmuz 2022 278 Görüntüleme

GÜN YÜZÜ / ALİ BEKTAŞ (1)

“Zor mu paylaşarak çoğaltmak sevgiyi, bölüşerek artırmak ekmeği, ille de bölüşerek.”

La kitaptan sipariş verirken, tanıdık bir yazar diye Araştırmacı Yazar rahmetli Ali Bektaş Dede bir de roman yazmış diye ekledim. Kitaplar geldi, onları okumaya başladım. Sıra GÜN YÜZÜ’ne geldi. Baktım ki, başka ALİ BEKTAŞ. Ankara sokakları, gezdiğim yerler. Hem de severek gezdiğim yerlerde gezinen roman kahramanları. İlgimi çekti. Bir çırpıda okurken, karşıma Ermenek Göçük olayı çıkıverdi. İyice ısındım. Kitap bittiğinde not düştüm: “İşte Türkiye… Ermenek’te maden kazası, Ankara Kızılay’da patlama. Ortak payda insanlar öldürülüyor. Birisi ekmek uğruna emek verirken, diğeri hak aramak için eylem yapan ya da Kızılay gibi karınca örneği meydanı dolduran insanlar. Kimileri buluşacak. Bekliyor sevdiğini, çok önemli şeyler söyleyecek. Ama birileri patlatıyor bombayı… İnsanlar ölüyor. İnsanlar ölüyor, kimileri de seçim kazandık, diye seviniyor. Fırrığı Yelli Yıldız gidiyor. Çocukluk aşkı Handan ile buluşamadan bombalar onu parçalıyor.” (14.4.2022)
İşte genç yazarımız bunları görmüş, belki de içinde yaşamış, ama bir gerçeği ortaya koymuş.
Ülkede ekmek parası için ölümüne çalışan maden işçileri. O günlerde biz de 13 Aralık 2014 tarihinde Silifke Kent Konseyi olarak gitmiştik. 18 aileyi tek tek ziyaret edip, sohbet ettik. Halil Emmi yoktu, çocuklarına ayakkabıları teslim ettik.
O günlerimi gazetelerde paylaşmıştım. Özet olarak:
“Kömür ocaklarını gördüler yıllardır. Sessiz sedasız, önce üstlerden aldılar. Sonra içlere gittikçe işler zorlaştı. Birileri kapattı, gitti. Kayıtlara bile almadılar. İkincisi geldi, o da kazmaya başladı. O ocağın altında oymaya devam ettiler. Sular akmaya başladılar. “Aa ne güzel su dediler, içtiler, ellerini, yüzlerini yıkadılar. Naz etmeye başladılar, yemek molası aşağıda olsun. Servis olmasın. Hepsine tamam dediler. Girdiler ocaklara. Giriş o giriş. Bir daha çıkamadılar. 18 insan canlı girdi. Günlerce suyun içinde kaldılar. Biri yukarıda ağaçlara sıkı sıkı sarılmış. Ellerinde sıkı sıkıya tuttuğu ağaçların izi kalmış. Evine, bahçesine yakın, bir umut bağa, bahçeye bakıyor. Üretiyor, satamıyor. Borçlar çoğalıyor. Maden ocağı tek umut. Giriyor, ama çıkamıyor. Eşleri dul kalmış. Çocukları babasız. Babalar, analar acı içinde. Üç çocuk, karnında bebek. Acı çeken anne. Stres, düşünce, Fadime dua istiyor. Yaşamak istiyor. 7 aylık çocuğunu sağlıklı doğurmak istiyor. O çocuklarını büyütmek istiyor. Eşinin ölümü acı gelmiş. Unutamıyor. ‘Aha şuradan çıkacak gibi’ diyor. Nazmiye Teyze oğlunu vermiş. Acılı. Elinde torbada oğlunun yetiştirdiği armutları dağıtıyor. ‘Çocuğum olmadı. Kardeşimin çocuğunu aldım. Büyüttüm. Üstüme yazdırdım. Ama onu maden aldı. Acı ölüm beni yaktı’ diyor. O acının içinde gelin size, ‘Aşağı çağların gözünü gösteriyim’ diyor. Peşine takılıyoruz. Ermenek’ten çıkan su buralardan tekrar çıkıyor. ‘Gitti oğlum, nasibi bu kadarmış.’ Çocuklar hayal kuruyor. Ne olmak istediklerini soruyoruz; Hüseyin Özcan doktor, Ali İlhan emniyet müdürü, Ramazan Üzer lise birde okurken, okulu bırakmış. Eş dost, yetkililer araya girmiş. Okula başlayacak. Hep okumak istiyorlar. Artık madenci olmak istemiyorlar. 9 ocaktan 7’si kapalı. 2 ocak çalışmaya başlamış. Kimin ocağa indiğini bilen yok.
Sözün kısası artık; Başyayla Bozyaka köyünden Kamil Yaman, Üzümlü’den Ömer Cansu, Güneyyurt mahallesinden Mehmet Özcan, Pınarbaşı mahallesinden Hasan Tuncer, Hüsnü Çolak, Cami mahallesinden Mehmet Bahar, Aşağı Çağlar’dan Ali Haznedar, Kerim Haznedar, Osman Çoksöyler, Hüseyin Çolak, Bahri Özer, İsa Gözbaşı, Ermenek Gökçekent köyünden Hüseyin Gültekin, İsa Gözbaşı, İsmail Gürses, Kazancı Gökçeler mahallesinden Mehmet Tokat, Tezcan Gökçe, Ermenek Görmeli köyünden Uğur İlhan ve ailesine ulaşamadığımız Recep Çiloğlu’nu acı ölüm aramızdan aldı.” (2)
Kahramanımız Umut, köyde gariban çocuk ve çocukluk aşkı Handan, ona sevdiğini bile söyleyememiş. Ama onu uzaktan sevmiş. Onlar köyden giderken de üzülerek el sallamış. Yıllar sonra, okumuş, adam olmuş, işe girmiş. Karşısına feleğin aşk sopasını yemiş, Yıldız çıkmış. Onu sevmiş, o da onu sevmiş. Ama yaralar kabuk bağlıyor, ama geçmiyor. Yıldız, onu terk edip giden sevgilisi Levent’in tekrar gelişi ile eski aşkları depreşiyor, yola tekrar devam etmeye karar veriyorlar.
Umut’un kaderi Ermenek Maden kazası sonrasında yırtık lastik ayakkabı, oğlunu kaybeden annenin çığlığını duyuyor. Onların dertlerine ortak olmak için yola çıkıyor. İşte Ermenek’te yol, sokak ararken, iki gazeteci ile birlikte karşılaşıyor. Onlar haber peşinde, o da yüreğinde yanan ateşi söndürmek in ev ev dolaşmaya başlıyorlar.
Gazeteciler okuyucuları için notlar alıyor. Umut da kendi dünyası için not alıyor. Bir öykü olur, bir roman olur.
Handan ve gazeteci Tarık ile Ankara’ya dönerken mutlu. Göçük ve sonrası yaşananları görmek onun geçmiş zorlu yaşamını bir daha güncelleştiriyor.
Arkadaşı Yıldız ile görüşmek istiyor. Gördüklerini paylaşmak istiyor; ama o başka dünyalarda, eski aşkı ile yeni yollar peşinde. Yıldız’ın veda mektubu. Bir yıkılış, ama destek olan dostları.
Handan ile Ermenek’te kesişen yollar; artık Ankara’da yeni yaşama merhaba diyor. Onun artık yoldaşı oluyor. Ortak paydalar, acılara bakış. Dünyaya bakış. Onun çocuk edinme çabalarına katkı sunmak. Onun mutluluğuna ortak olmak.
Sona yaklaşan mutluluk… Kızılay’da buluşacaklar. Onu beklerken patlayan bomba. Acı Son.
Kitaba Gün Yüzü adını koymuşlar. Ama gün yüzü görememiş Umut.
Kitabı okumak lazım. Belki sizler gün yüzünü görürsünüz.
Notlar:
1) GÜN YÜZÜ / ALİ BEKTAŞ. La Yayınları – Ankara.
2) 14.12.2014 tarihli Mutilçemiznet’te haftalık yazım.

Tema Tasarım | Osgaka.com