İş yoğunluğum nedeniyle bir süre ara vermek zorunda kaldığım köşe yazılarıma, kaldığımız yerden ama küçük bir farkla yeniden devam etmenin heyecanını yaşıyorum. Köşemizin adını “Her Açıdan” olarak güncelledik.
Her Açıdan; objektif, toplum odaklı, anlaşılır ve çok yönlü bir bakış açısıyla ülkenin, ilçemizin ve halkın gündemini ele alma iddiasının adıdır. Ekonomiden sanata, tarımdan eğitime, yerel yönetimlerden sosyal yaşama uzanan geniş bir yelpazede; güncel gündemin manipülatif akışına kapılmadan, olup bitene mesafeli ama tarafsız, eleştirel ama yapıcı, derinlikli ama bütüncül bir bakış açısı sunmayı amaçlıyoruz.
İlk yazıda güzel bir başlangıç yapmak adına Mut’a değer katan bir isimle başlamak istedim: Süray Vural. Mut’ta döneminin halk oyunlarına kendini adamış, Mut folkloruna ve türkülerine önemli katkılar sunmuş bu değerli isimle namı diğer “Folklorun Mehmetçiği” ile başlangıç yapmak amacıyla kendisini ziyaret etme imkânı bulduk.
Beni en çok etkileyen sözlerinden biri şuydu:
“Mut’ta, bilene de pek bir şey sormazlar…”
Biz de bu kez, bilene sormak için kendisini ziyaret ettik.
İlerlemiş yaşına (85) ve yaşadığı rahatsızlıklara rağmen göstermiş olduğu içten misafirperverliği için kendisine gönülden müteşekkiriz. Mut’un türkülerinin ve halk oyunlarının öncüsü olarak mesleğine olan saygısı ve tutkusu, Türkiye çapında gösterdiği çaba takdire şayandır.
Odasının bir bölümünü süsleyen fotoğraflar, kıyafetler, takılar, eşyalar, yemeniler, çarıklar bize zamanda yolculuk yaptırdı. O günleri anlatırken aynı heyecanı yaşadığını söylemek yanlış olmaz. Sayısız yetiştirdiği öğrencilerinden bahsederken de gözlerindeki özlem, gurur ve sevgiyi görmemek mümkün değildi.
Gelgelelim en büyük derdine; unutulmak, vefasızlık ve kadirbilmezlik…
Aslında çağımızın sorunu değil mi bunlar? İçinde bulunduğumuz dönem; her şeyin kolayca tüketildiği, emek vermeden bir şeylere sahip olmayı hak olarak gören, gereksiz özgüven ve egonun hâkim olduğu; liyakat yerine sadakatin, gayret yerine hırsın, adalet yerine çıkarcılığın takdis edildiği, merhamet ve vicdanın ise hiçe sayıldığı bir çağ değil mi? Yine de iyiden, emekten, doğrudan ve adaletten yana olmaktan başka çaremiz yok. Çetin Altan’ın dediği gibi her şeye rağmen “Enseyi karartmayın!”




