Küresel ölçekte yaşanan ekonomik krizler, Türkiye gibi ekonomiler açısından süreci daha da zorlaştırıyor. Bizim gibi ithalata dayalı üretim modeline sahip ülkeler, küresel sistemde meydana gelen en küçük dalgalanmalarda dahi çok daha kırılgan hale gelmektedir.
2025 yılı boyunca ve 2026 yılı başında canlı hayvan ve kırmızı et ithalatının artmasının yerli üreticiyi olumsuz etkilediği açıktır. Piyasada et maliyetini düşürme adına ithalata dayalı üretim politikası kuşkusuz sorunu ortadan kaldırmayan geçici çözümlerdir.
Yapısal sorunlar halledilemeyince günün getirdiği sorunlara da kalıcı ve etkili çözümler üretilemiyor. Kuşkusuz tüketim yerine üretim dilini kullanmamız lazım. İster tarım, ister sanayi, isterse de hizmet sektöründe kalıcı başarıyı yakalamanın yolu ihracat potansiyeline kavuşmaktır. İhracat potansiyeli sizin aynı zamanda uluslararası standartta iş yaptığınızın onaylanmasıdır.
9 Şubat 2026’da tavuk eti ihracatı geçici olarak durduruldu. Ticaret Bakanlığı, üretici ve perakendecilerin Ramazan öncesinde fiyatları yaklaşık % 15 artırması üzerine, iç arzı artırmak ve fiyat artışlarını kontrol altına almak amacıyla tavuk ihracatını durduracağını açıkladı. Bakanlık, piyasa koşullarını yakından izleyeceğini ve gerekirse ek önlemler alabileceğini belirtti. Ancak ihracat yasağının ne kadar süreceği ya da hangi şartlarda kaldırılacağına dair bilgi verilmedi.
Kuşkusuz bu kararın tavuk tüketen halkın lehine olduğu açıktır. Ancak madalyonun diğer yüzüne, yani tavuk üreticileri/ihracatçıları açısından duruma da bakmak gerekir.
İhracat yapan firmalar doğrudan ya da kurumlar aracılığıyla yurt dışındaki alıcılara ulaşıyor. Satış şartları, ödeme, lojistik ve diğer koşullar belirleniyor. Bu süreci düzenlemek ve pazar elde etmek gerçekten emek isteyen bir süreçtir. Tavuk ihracatını yasakladığınız zaman o şirketler o pazarı korumak için çok çaba göstermek zorunda kalır. Yaklaşık 1 milyar dolarlık bir pazardan bahsediyoruz. Dolayısıyla bu türden yasaklar kısa vadeli bir çözüm gibi görünse de uzun vadede pazar kaybına ve rekabet gücünün zayıflamasına yol açar. Bir üretici o pazarı kazandıktan sonra zararına da olsa korumak ister. Yeniden girmenin de maliyeti düşünüldüğünde, kaybedilen bir pazarı tekrar kazanmak hem uzun zaman alır hem de ciddi parasal ve itibar maliyeti doğurur.
Bir kesimi rahatlatırken başka bir kesimi zor durumda bırakan politikalar, toplumun geneli için çözüm değil, sadece yükün el değiştirmesidir. Yani bir taraf kazanırken diğer taraf kaybediyorsa, ortada gerçek bir kazanç yoktur. Sözün özü komşunun tavuğu komşuya kaz görünür!



