Amcam, Mut’a öküz arabasının ilk kez Dağpazarı’na gelen muhacirlerle geldiğini söylerdi. Demircilik ve diğer sanatlarda da daha tecrübeliydiler. Hacıoğlu, seyyar tüccar ve kervanlara katran yağı satarak fazlaca para kazanmıştır. Ayrıca halk ürettikleri tarım ürünlerini Hacıoğlu’na satmakta, o da bunları yerli ve yabancı tüccarlara pazarlamaktadır.
Hacıoğlu, şükür amacıyla 1974 yılına kadar bir kültür mirası olarak korunacak olan ‘Eski cami’ veya ‘Katrancı cami’ denilen bir cami yaptırır. Bu cami 1974 yılında Bulgar Hükümetince yıktırılmıştır. Bu cami, iddiaya göre etrafında yaptırılan dükkân ve evlerle şehrin nüvesini oluşturmuştu.
Evliya Çelebi ise 1612 yılında bu şehre gelmiş ve Seyahatnamesinde şunları yazmıştır:
‘Bu yerleşkenin iskân ve bayındır oluşunda en büyük etken; Yıldırım Beyazıt Han’ın oğlu Musa Çelebi’nin en seçkin kumandanı olan Hacıoğlu olmuştur. Bundan dolayı şehir bu adla nam salmıştır.’
Buna göre şehrin kuruluş zamanı 1393 – 1413 yıllarına denk gelmektedir.
Seyahatnamedeki bilgilere göre, Dobriç’in Türk hakimiyetinden önce de var olduğu kesinlik kazanmaktadır. 1393 yılında fethedilen Dobriç daha önce Dobruca kralı Dobrotitsa’nın oğlu Zalim Ivanko tarafından yönetilmekteydi.
Tarihçi ve seyyahların gözünde Hacıoğlu Pazarcığı
Hacıoğlu Pazarcığı ile ilgili kayıtlar daha çok 17., 18. ve 19. yüzyıllara aittir. 15. ve 16. yüzyıllara ait yazı ve kayıtlara neredeyse hiç rastlanmamaktadır. Burayla ilgili ilk tarihi kayıtlar, Macaristan’dan İstanbul’a görevle gelen büyükelçilerin ajandalarında yer almaktadır. Tuna’dan bu tarafa gelen kral ve elçilerin güzergahında Pazarcık mutlaka uğranıp, konaklanacak yerlerdendir. Burada geceyi geçiren elçiler, güneye doğru Provodya Aytos, Karnobat, Edirne, Kırklareli’nden İstanbul’a ulaşmaktadır.
Dönüşte de aynı güzergahı takip ederler.
1609 İstanbul doğumlu Hacı Kalfa ‘Rumeli ve Bosna’ adlı eserinde, Hacıoğlu Pazarcığı diye bahsettiği bu şehrin kadılık merkezi olduğunu bildirmektedir. Ayrıca şehrin 4 büyük eyaletten biri olan Rumeli’nde bulunduğunu, Deliorman’da zirai ve siyasi konularda gelişmişlik bakımından 3. sırada yer aldığını ve Silistre sancağına bağlı olduğunu not etmektedir.
Dobriç hakkındaki en kapsamlı bilgi Evliya Çelebi’nin ‘Seyahatname’sinde verilmiştir.
Burada şehrin yüksek bir tepede olduğu ve etrafında bağ bahçelerin yer aldığını, 2000 civarında evin çatısının kiremitle kaplı iken, çok azının da tahtalarla örtülü olduğunu bildirmiştir. Halkın çoğunluğunun Türk ve Tatar olup, Bulgarların sayısının ise çok az olduğunu not etmiştir. Bu durum 1878 yılından sonra tersine dönmekte, Bulgarların sayısı çoğunluğu oluşturacak kadar artmakta, Türk nüfus ise azalmaktadır.
Evliya Çelebi’ye göre Hacıoğlu Pazarcığı 6 mahalleden oluşuyordu. Bunlar; ‘Musalla Efendi’, ‘Şeyh Efendi’, ‘Gazi Baba’, ‘Hacı Hadır’, ‘Eski Mahalle’ ve ‘Çavuş Pazarı’dır.
Şehirde birçok büyük cami vardı. Günümüzde bu camilerden pek çoğu ayakta değildir. Bazıları 1965’te modern konut yapımı çalışmalarında yıkılmıştır. Şehirde 3 tane hamam vardır. Bunlardan biri İbrahim Ağa tarafından inşa ettirilmiş ve günümüzde ‘Svoboda’ meydanı civarındadır.
O zamanın şartlarında şehirde 11 adet ilkokul vardır.
Yine Seyahatname’ye göre haftanın belirli bir gününde genel pazar kurulur. Yakın il ve ilçelerden halk alışveriş yapmaya ve ürünlerini pazarlamaya gelirler. Şehir beyaz somun ekmeği, tatlı suları, tarım aletleri ve sedeften dokuma ve dikiş nakışlarıyla ünlüdür.
Şehirle ilgili 1762 yılına ait bilgileri ise, ünlü matematik, fizik, astronomi bilimcisi ve mimar Rujer Yosip Boşkoviç’ten öğrenmekteyiz.
1761 yılında İngiltere Bilimler Akademisi, Prof. Dr. Boşkoviç’e o yıl Dünya’ya konum itibariyle çok yakın olan Venüs gezegenini incelemesi için görev vermiş ve bu amaçla İstanbul’daki rasathaneye göndermiştir. Geç kaldığı için görevini yerine getirememiş ancak aynı yolu takiben geri dönerken yolculuğunda gördüklerini kaleme almıştır ve bu seyahatname birkaç dile çevrilmiştir.
Boşkoviç Pazarcık’ta bir gün kalmasına rağmen şehir ve halkın durumu hakkında geniş bilgi vermektedir. Ona göre şehir her açıdan gelişmiş ve oldukça zengindir çünkü ticaret bir hayli yoğundur. Hatta şehirde Ermeni ve Kudüs halkından insanlar da mevcuttur.
Boşkoviç bu arada gayri müslimlerden bazılarının onları Müslüman halka karşı korkuttuklarını ancak o geceyi geçirdikleri Ermeni’nin evine Türk halkı tarafından tepsi tepsi yemekler getirildiğini, son derece nazik ve merhametli olduklarını ifade eder. Hatta kadı efendi heyetin rahatça dinlenmesini sağlamak için evin etrafına 16 yeniçeri askeri yerleştirir. Yazar ‘hiçbir yerde bu kadar cömert karşılanmadık’ diye memnuniyetini belirtir ve onlara karşı olan nefretin kötü olduklarından değil ama Rus, Macar ve Slav mihrakların Bulgar halkında karşı milliyetçilik duygularını uyandırmasından ileri geldiğini not eder. Ayrıca, Pazarcık şehrine girer girmez camilerin minarelerinin göze çarptığını, bunların bir kısmının taş, bir kısmının kerpiçten yapılmış olduğunu, şehrin etrafında birçok türbe ve büyük mezarlıkların bulunduğunu ama en şaşırtıcı olanın şehrin her tarafından duyulan çan sesleri olduğunu bildirmektedir.
Fransız asker-yazar Hector Dyo Beran da 1828 yıllarındaki Pazarcığı şöyle anlatmaktadır: ‘Şehrin her yanı yüksek tepeler ve ormanlar ile çevrili, geniş ve dar pek çok yolla örülmüş, 12 camisi, gösterişli çeşmeleri, dört meydanı ve birkaç gösterişli yapısı, kaldırımı anımsatan yan yana dizilmiş taşları mevcut.’
Dobriç hakkında bir diğer yazı Feliks Kanitz’e aittir. Ona göre şehrin güney batı bölgesinde bulunan hastanede toplam 40 yatak vardır. Başhekim Abdullah Bey adlı birisidir. Burada dil ve din ayırmaksızın hasta kabul edilmektedir. Yazar görüştüğü Kaymakam Beyin de çok nazik ve cömert olduğunu belirtir.
Tuna Vilayetinin o zamanki valisi ise Mithat Paşa’dır.
TEŞEKKÜR
Hacıoğlu Pazarcığı ile ilgili bilgileri edindiğimiz kaynak kitabı müze kütüphanesinden uzun uğraşlar sonunda elde edip bize ulaştıran rahmetli amcam Ahmet UYSAL’a ve Bulgarcadan Türkçeye tercümesini yapan eski yüksek lisans öğrencim Ertan AHMED’e teşekkürlerimle…



