FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Gündem 25 Ağustos 2020 247 Görüntüleme

SICACIK YUVALARDAN MUTLULUKLAR TAŞIRMAK

Uzun bir ayrılıktan sonra eve döndüğümüzde haliyle dip köşe temizlik faslı başladı. Balkonu yıkamak için çıkacakken bir de baktım ki iki tane yusufçuk kuşu balkon demirinin kenarında misler gibi güneşleniyor, cilveleşiyorlar. Kuşları rahatsız etmemek için yıkama işini daha sonraya bırakarak eve girdim. İlerleyen saatlerde mutfakta uğraşırken baktımki kuş pencerenin kenarında ağzında incecik ot veya dal kuruları almış klima motorunun üzerine taşıyor. Bu iş bütün gün hatta diğer gün de sürdü. Bıkmadan usanmadan dal kurusu taşıdı tek başına kuş. Merak ettim bende hani eskiden beri yuvayı dişi kuş yapar, derler ya gerçekten öylemi acaba diye. Araştırmalarımın sonucunda bir çok kuş türünde yuvayı erkek kuşların yaptığını dişi kuşu yuvaya çekmeye çalıştığını, bazı türlerde yuvayı iki kuşun birlikte yaptığını öğrendim. Bizim balkondaki yuva hazırlığı yapan da muhtemelen iri görünüşüyle erkek kuştu. Dişi kuşu ikna edip etmeyeceğini ilerleyen günlerde göreceğiz.
Eee hani yuvayı dişi kuş yapıyordu? Öyle değilmiş meğerse dişi kuşu cezbetmek için yuvayı erkek kuş yapıyormuş… İnsanlarda da aslında durum böyle değil miydi? Erkek ev geçindirecek kadar maddi ve manevi olgunluğa erişince evlenme planları yapardı. Kız babaları da evladını evlendireceği erkeği iyice araştırır, eğer kızının rahat edeceğine kanaat getirirse evliliğe izin verirdi.
Peki şimdi de böyle mi evlilikler? Tabii ki de değil maalesef. Toplumumuzda evliliğin sorumluluğu, ciddiyeti ve evlilikten eşlerin beklentileri dahi eskiye nazaran değişmiş durumda. Hatta bu evlilikler yolunu kaybedenler misali nereye gittiğini bilmeden dikenli yollarda ilerlemeye çalışmakta. Gençler bir şekilde sosyal medyada veya sosyal ortamlarda tanıştıkları kişilerle, çok az tanıyarak, evlilik için gerekli olgunluğu göz ardı ederek hemen evlilik planları yapıyor ve anne babanın rızası çok da önemsenmeden çoğu zaman anlık duygularının esiri oluyor.
Kimisi kendi evindeki ebeveynlerinin evliliğini örnek alarak, kimisi evdeki baskıdan, kavga gürültüden kaçmak adına attıkları bu kutsal adımda her zaman sağlam zemine basamıyor maalesef. Çok hızla ve detaylı düşünülmeden alınan evliliklerde maalesef yine aynı hızla sonlanıyor.
Sadece yeni evlilikler mi sıkıntılı peki? Değil ne yazık ki, yılların eskitemediği çoluk çocuğa karışmış nice evlilikler dahi çevresel faktörlere dayanamayıp bitebilmekte. Bunun en önemli sebeplerin başında bilinçsiz sosyal medya kullanımı ve sosyal medyada maruz kalınan ‘ördek sendromu’ dediğimiz durum gelmekte.
Standford Ördek Sendromu: Kişilerin istedikleri duygu yada başarıları yeterince çaba göstermeden elde etmiş gibi göstermesine denir.
Yani nasıl oluyor bu sendrom? Sahip olamadığı, özlemini çektiği hayatları “mış” gibi göstererek sosyal ortamlarda paylaşan insanları kastediyor. Bir de bu sahte hayatları gerçek gibi algılayan ve kendi hayatını sorgulayan bir çok insanı kapsıyor.
Anne-babasını, çocuğunu, eşini, işini, evini, eşyasını, giyim kuşamını sorgulayan ve maalesef bu ördek etkisine yenik düşen insanlar çoğunlukta. Evliliklerin kısa sürmesi veya boşanmaların hızla çoğalarak yuvaların dağılması da çoğunlukla bu sebeple.
Evliliklerin bitiş sebeplerinden bir diğeri de eşlerin birbirini sorumsuzluk ve ilgisizlikle suçlamasından kaynaklı. Bu da yine sosyal medyada görülen sahte yaşamlarla kendi yaşamlarının kıyaslanması ile gerçekleşebilmekte.
Evlilik dediğimiz olay; çok kutsal bir kurum olan “aile”nin kapısından içeri atılan ilk adımdır. Aile olmak da öyle basit bir iş değildir. Sorumluluk ister, sabır ister, sevgi ister, ilgi ister, BEN iken BİZ olmayı gerektirir. Kocaman iki ailenin bireyleri olabilmeyi gerektirir. Bir erkek olarak ailesinden emanet aldığınız dünyanın en naif, duygusal ve kırılgan varlığını, annelik gibi özel, kutsal bir görevin atfedildiği hanımefendiyi yeteri kadar sevebilecek, ilgi ve alakadar olabilecek, ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar güçlü ve sabırlı olabilmeyi kabul ederek evliliği gerçekleştirmelisiniz.
Bir kadın olarak; her daim anne şefkatinde ve anne gölgesinde büyüyen, hep ilgi ve sevgi isteyen, her zorlukta ve tökezlemelerinde yanında kendisini eleştiren değil de destek veren güçlü cüsseli, yumuşacık yufka yürekli erkelere yeteri kadar destek olup, sevip saygıyla yanında olabilecekseniz, varlıkta-yoklukta hep biz olup sabır gösterebilecekseniz ve eviniz hanımı olup, içişlerinize kimseyi karıştırmadan kriz yönetimini başarabilecekseniz evliliği düşünün. Öyle çok seviyorum, onsuz olamam, diye ağlayıp anne-babaları ikna edip iki gün sonrada boşanmak istiyorum, diyerek dönecekseniz telli duvaklı güle oynaya çıktığınız baba evine, en baştan iyi tanıyın eşiniz olacak delikanlıyı ve acele etmeyin evlilik için.
Hepsini bir kenara koyarsak; evliliklerin bitmesi eşler için bazen bir kurtuluş gibi görünebilir. Mutsuzluğun sebebi olarak görülen eşten ayrılmak çareymiş gibi görünse de her zaman beklenen sonuca ulaşılmayabilir. Evliliklerde sorunların çözümünde boşanma aslında en son düşünülmesi gereken bir yol olmalı. Hele bir de çocuk varsa kesinlikle en son düşünülmelidir.
Çünkü;
Evliliği bir ağaç gibi düşünürsek eğer, çocuklar da bu ağacın meyveleridir. Meyve dalında büyür, olgunlaşır. Çocuk da anne babanın kanatları altında büyür, gelişir, olgunlaşır. Düşünün meyvelerinizi dalından hamken koparıp bilmediğiniz ortamlara teslim ediyorsunuz. Sizden uzakta arada bir görerek neler yaşadığını bilmeden büyümesine izin veriyorsunuz. Düşüncesi bile bizi ürkütürken bazen bir de bakmışız ki bu girdabın tam ortasındayız.
Çok mu zor anne baba olarak çocuklarımızın en kıymetlilerimizin mutluluğu için, sağlıklı büyümesi için kendi istek ve arzularımızı ikinci plana atmak, çok mu zor evlatlarımız için sorumluluklarımızı yerine getirebilmek ve evliliği sürdürmek? Çok mu zor hayatı paylaştığımız eşimizi sevmek, saygı göstermek?
Hemen belirteyim bazı istisnai durumlar hariç tabii ki. (şiddet, istismar vb.)
Çocukların anne baba özlemiyle büyümesi çocuk psikolojisi açısından oldukça sakıncalıdır. Boşanma sonrası çocuklar, aşırı üzüntü, terkedilmişlik duygusu, güven eksikliği, öfke nöbetleri gibi olumsuz duygular yaşarlar ve genelde mutsuz bireyler olurlar. Kendinizi düşünün, azıcık empati yapın; annesiz babasız büyümeyi hayal edin ya da annesiz babasız büyüdüyseniz bu duyguyu çocuğunuzdan uzak tutmayı deneyin.
Yani anlayacağınız her koşulda çocuklarınız için var olmayı ve güçlüklerle savaşmayı tercih edin.
Görünen o ki değerli anne-babalar ve anne-baba adayları; yuvayı yapmak kadar devam ettirebilmek de çok önemli… Her iki tarafında yuvanın bekası için yılmadan, vazgeçmeden bazen fedakarlık yaparak yuvayı ayakta tutması gerekiyor.
Lütfen anne baba olabilmenin sorumluluğunu unutmadan evlatlarımız için YUVAlarımızın devamlılığını koruyalım.
Sıcacık yuvalardan taşan mutluluk kokuları arasında çocuklar büyütebilmek dileğiyle…

İlginizi çekebilir

KOLESTROL

KOLESTROL

Tema Tasarım | Osgaka.com