FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Gündem 20 Eylül 2022 56 Görüntüleme

PERS YOLU GÜNLÜĞÜ / 3

Kaynar’da, vaktin 05.00 civarı, katar katar koyun sürüleri, tozu toprağa bulayarak ilerleyip, etrafı sarmalayan, tekneli çeşmelerden sularını içerken, biz de uyanıyoruz. Çobanlarla, çoban köpekleriyle, koyunlarla, sohbet edip, ayaklanıyoruz.
Pers Yolu’nun, en zorlu etabına hoş geldiniz.
Yirmi kilometre civarında, yürüyeceğiz bu gün. Kısa sürmeyecek, kolay da olmayacak. Bütün yolun zirvesini, iki bin rakımları geçeceğiz. Diğer bölümlere oranla, daha az orman içinden geçeceğiz. Yer yer koyaklarda, minik tepelerde olacağız. Esinti olmayan. Zaman zaman, sonu görünmeyen, ileriyi görebilmek için, elimizi, gölge edeceğiz gözlerimize. Alnımıza koyarak. Üç litre su almamış olanlarımız, bir ihtimal, minik bir tüh çekecek.
Kaynar’dan bir miktar tırmanışla başlar ilerleme. Çok sürmez, biraz ilerde, yol yataylaşırken, hafif yükselme, devam etse de yürüyüş zorlamaz.
Buralarda, soldan bir ses sardı bizi. Dört çocuklu bir aile, minik çocukları olan, konuşan gölgeli ağaç altında, yedikleri taze mısırlara ortak olmamız için. Tereddüt ettik biraz. Mısır susatır. Yağlı darıymış mısırları. Ayrılırken, İnce Gıda Zeytinyağına davet ettik, geçerlerse Mut’tan yana.
Saat on gibi ayaklanmıştık, şu an saatimiz on biri gösterse de. Kaynar’ın içinde, bir önceki yıl sabah kahvaltısı için trioyu davet eden aileye selam vermek istemiştik. Acı haber aldık. Davet edicimiz, uzak yol gemi kaptanı abimiz vefat etmiş! Bir süre sohbet ettik kalanlarıyla. Abimiz giderken, o muhteşem cıvıltısını da götürmüş olmalı ki, o günkü ışıltılı ortam yok bu gün… “Ölenle, ölünmüyor!” dedik, çoğu zaman olduğu gibi, vedalaşırken.
Yol boyunca, traktör ve küçük araçlar geçiyor yanımızdan. Arada bir durup, “götürelim mi?” diye soruyorlar.
Yol, kır dediğimiz arazinin doğasına uygun. Orman işletmesi, buraları ağaçlandırmış. Etraf ormanlık diyebilecek kadar ağaçlı. Yine, yer yer gölgesi konuşan ağaçlar var yol kenarında. Bir süre sonra kır sona eriyor. Kuru tarım alanları başlıyor. Buralarda, doğal olarak ağaç yok. Gölgesi, konuşan ağaçlarda.
Şu günler, nohut yolma mevsimi. Etraf, nohut desteleri ile dolu. Dün, Lale’de karşılaştığımız iki kardeş, kuruyan destelerini topluyorlar. Selamlaştık. Daha ileride, geriden gelen bir araç durdu yanımızda. Bizi anlamaya çalışıyorlar. Ayrılırken domatesler verdi, almak istemesek de. Bizi görüp yolumuza çıktı bir abi. Oldukça dolu olan. Her şeyden konuştuk!
Bu hattın ikisi yol içinde, biri biraz aralık, üç su kuyusu var. Punura’ya oldukça yaklaştığımız bir yerde de Dağa Çeşmesi denen bir çeşme var. Bu kuyulardan su almak mümkün. Alamadığımız zamanlarda oluyor. Bir keresinde, etrafta yoğun tarım ilaçları olduğu için su almadık. Bu geçişte, arılar kuyu içinde olduğu için alamadık. Dağa Çeşmesi, çok az akar ama muhteşem bir suyu vardır. Bu çeşmeden içilen su, yolun bütün yorgunluğunu alır götürür, hiç yürünmemiş duygusu yaratır. Etraf, muhteşem bir çayırlık alandır. Gücünüz varsa, güreş tutabilirsiniz.
Yürüyüş tarihi, biraz geri çekilirse, şöyle on beş gün kadar, yeşil nohut yemekte mümkün.
Bu bölümün, Dağa Çeşmesi sonrasında, yolun en yüksek rakımına çıkıyoruz. Yaklaşık iki bin civarı. Etrafta, üç bin civarı yükseltiler var, istenirse çıkılabilecek.
Yaklaşık bir saat sonra, Karaman ilinden çıkacağız. Artık Mersin İli / Mut İlçesi / Kavaközü Köyü / Kadim Punura Kenti (Yağlı Yaylası) / Kavurma Çukuru’ndayız. Tam burası, Mersin / Karaman il sınırıdır.
Pers Yolu ve Punura Kenti keşfedenlerinden, ben İnce Bukay, tam da bu sınırda, Çatal Eşme yerleşiğinde doğmuşum. Bu gün, Pers Yolu / Punura / Sibila’yı biliyorsak, bunu birazda İnce Bukay’ın Çatal Eşme’de doğmasına borçluyuz.
İki bin rakımlardan alt rakımlara evrildiğimiz buralar, sırt tabir edilir. Biraz ilerleyince, Kestal Dağı olanca muhteşemliği ile ufukta belirir. Üzerimize, Punura’nın muhteşem pınarı ve çimenlerinden bir serinlik savrulur. Oturma ihtiyacı hisseder yürüyüşçü. Bir hafiflik, sarar. Görünmeyen ufka bakarken.
Önde Punura, güney batı da Kartallık, kuzey doğuda Yüksek Kır, yanıp tutuşan kayalar, tekleme ağaçlar, deli, uçuk fikirler, cevaplanamamış her şey…
Sorgulama duygusu üşüştürür üzerimize. Sonsuzluğa dalarız… Esinti serinletir, terimiz soğur… “Mut’a geldik” cümlesi dökülür savruk dudaklardan. Fotoğraf çekme isteği sarar bizi.
Devam edecek…

Tema Tasarım | Osgaka.com