FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Gündem 22 Haziran 2021 140 Görüntüleme

Liyakatsiz Eleştiri

Eleştiri-eleştirilen trafiğinde en önemli kriterlerden bir tanesi ehliyet ve liyakat daha da önemlisi eleştirinin dozudur zannımca. Birçok soru sorulabilir konuyu açmak adına; Eleştirinin sınırları nelerdir? Eleştiriye karşı tahammül-tahammülsüzlük sınırları var mıdır? Eleştiri yaparken sanat okur-yazarlığı dikkate alınmalı mıdır?.. Bunların en önemlisi ki olmazsa olmaz denilebilecek nokta liyakat. Herhangi bir işin yapılış aşamalarında çıraklık, kalfalık ve ustalık gibi sınıflamalar vardır bu sınıflamalar o işin ehli olup olmadığınızı gösterir. Yetkinliğiniz sizin ehliyetiniz oluverir. Tam da bu noktada durup biraz düşünmekte fayda var siz o işin ustası, kalfası ya da çırağı mısınız? Eğer usta değilseniz birileri sizi burnunu bu işe sokma diye uyarmadan önce kendinizin farkına varın. Ülkemizde nadir bir durumdur liyakat sahibi olmak. Şundan ötürü söylüyorum bunu aklımızın almadığı konularda fikir beyan etmeyi severiz, mangalda kül bırakmayız ancak mangal yakmayı beceremeyiz. Varsayalım ki sanat eleştirmenliği noktasında liyakatiniz, yetkiniz ve bilginiz var. Eleştiri yaparken sınırlarınıza da dikkat etmek zorundasınız. Sanat objesini oluşturan sanatçı için eleştiri mutlaka değerlidir ancak o eleştirileri görmezden gelmek ya da evet bu eleştiri dikkate alınabilir durumunu değerlendirmek sanatçının kendi bakış açısıyla ilintili bir konudur. Eleştirinin sınırları eleştirilen sanat objesine ve sanatçıya göre farklılıklar gösterir. Bu sınırları görmezden gelmek toptan reddetmek anlamına gelir ki bu kabul edilemez bir durumdur beraberinde tahammül-tahammülsüzlük sınırlarını zorlar. Önyargı ve taassup ile yapılan eleştiriler yıkıcı olmaktan öte başka bir şey ile tabir edilemez. Toplum için ya da sanat için oluşturulan sanat objesi sanatçı toplum ilişkisini kurabildiği ölçüde tolum için, iç dünyasındaki anlayış ile örtüştüğü ölçüde ise sanat içindir. Eleştirel düşünme becerilerini kullanabilmek için de bilişsel kuram ile ilintili bir şekilde mutlak suretle sanat okuryazarlığı konularına hakim olunmalıdır.
Sanat eleştirisi yaptığını düşünerek halkı ve sanatseverleri kutuplaştırma, ayrıştırma ve ötekileştirme mantığı üzerine kurulu hiçbir eleştiriyi kabul etmeyip, ciddiyetsiz bir o kadar da abeste iştigal bir durum olarak nitelendiriyorum. Hele ki bir sanat objesini çeşitli aşağılayıcı nitelendirmeler ile eleştirmek hadsizlik ile eş değerdir nazarımda. Bu bağlamda çeşitli bloglarda, sosyal medya ağlarında Mut’un kuzey girişinde yer alan Karacaoğlan ve Karacakız heykellerinin liyakat sahibi olmayan insanlar tarafından saçma, yakışıksız nitelemeler ile eleştirmelerini kabul etmiyorum. Yapıcı nitelemeler yerine yıkıcı nitelemeler asla hedefine ulaşmayacak aksine iğreti oluşturup kutuplaşmaya yol açacaktır. Karacakız ve Karacaoğlan heykelleri mutlak suretle bir temsil niteliği taşımaktadır ancak sanat asla bir kişinin tekelinde, siyasi bir ideolojinin esiri haline getirilmemelidir. Bahsi geçen heykellerin Mut’un yöresel özelliği ve kültürel değerleri manasında liyakat sahibi kişiler tarafından mutlaka yeniden değerlendirilmeli ve temsil yeteneği zayıf olan bu heykellerin acilen yenilenmesi gerekmektedir. Gerçek manada temsil gücü zayıf olan bu heykeller bunca yıldır neden değiştirilmeyip korundu araştırıp fikir sahibi olmaya çalıştım. Ulaştığım kaynaklar eleştiri oklarının çevrildiği bu sanat objesi ve sanatçı hakkında çeşitli bilgiler verdi bana. Birincisi sanatçısı tarafından anlayış olarak modernize edildiği bilgisine ulaştım ki temsil ile yükümlü bir obje aslına uygun bir şekilde dizayn edilmeliydi. Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük temsili M. Kemal Atatürk siluetini nasıl ki değiştiremiyorsak küçücük bir suret değişikliğinde temsili zayıflatıyor ise Mut özelindeki bu temsil de aslına uygun olmalıydı. Bundan sonraki adım kesinlikle yeniden dizayn olmalı mutlak suretle temsil gücü artırılmalıdır. Ulaştığım ikinci bilgi ise bu heykellerin ünlü Heykeltıraş Hüseyin Gezer tarafından yapıldığı bilgisi idi ki bu bilgi kesinlikle yanlış bir bilgidir. Bu heykeller Hüseyin Gezer hoca tarafından değil ressam Atıf Zengin tarafından yapılmıştır. Bazı bloglarda Mut’lu olmayan, Mut ile uzaktan yakından alakası olmayan, heykelleri bir kez dahi görmeyen insanların rahmetli Hüseyin Gezer hocayı hedef tahtasına koymaları taassupta (körü körüne bağlanma) geldiğimiz noktayı işaret ediyor. Hazır emek harcamadan ulaşılan her bilgi doğruluk teyidine muhtaç bir bilgidir ve genellikle yanlış bilgidir. İşte tam da bu noktada eleştirel bakış açısının sanat okuryazarlığı ve araştırma ile ne kadar ilintili olduğu ortaya çıkmaktadır. Okumak ve anlamak, anlamlandırabilmek büyük kabiliyet herkes bu kabiliyeti kazanamaz, kazananlarında nerede ve nasıl kullandığı da önemli bir konu.
Mut tarihi ve kültürel dokusu ve doğası itibariyle zenginlikler içinde yüzen bir coğrafya. Bu coğrafyanın gün ışığına çıkan değerlerine sahip çıkılmalı, şayet bu kültürel dokunun açığa çıkartılamamış değerleri var ise mutlaka bu bağlamda çalışmalar yapılmalıdır. Bu sözü büyük bir ciddiyetle tekrar etmeye devam edeceğim ki o da şöyle güne sağır, düne dilsiz, yarasa çığlıklarıyla yol alan toplum olmak yerine güne kulak kesilin, düne ise söz olun çığlıklarımız bir birine karışsın.

Tema Tasarım | Osgaka.com